Buradasınız: Home Acemocağı 1. Sayı İsmail Ebu`l-`İz b. Rezzâz el-Cezerî ve Kitabû`l Câmi`î Beyne`l İlm ve`l-Amel en-Nafi`fi Sınâati`l-Hiyel
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Arama

YENİÇERİ PERİYODİK SOSYAL BİLİMLER AKADEMİK ARAŞTIRMA DERGİSİ PERIODICAL ACADEMICAL RESEARCH ON SOCIAL SCIENCES

İsmail Ebu`l-`İz b. Rezzâz el-Cezerî ve Kitabû`l Câmi`î Beyne`l İlm ve`l-Amel en-Nafi`fi Sınâati`l-Hiyel

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Yeniçeri Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi / Journal Of Social Sciences,C.1,S.1,2009

         

 Erdal İşlek

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarih Bölümü A.B.D. Lisans Öğrencisi    

        

            

         Asıl adı Ebû`l-iz bin İsmail bin Rezzaz el-Cezerî`dir. Arapça ismi:أَبُو اَلْعِزِ بْنُ إسْماعِيلِ بْنُ الرِّزاز`dir. Batı dünyasında adı  kısaca”al-Gazari” olarak geçer. Ebul-İz, Cizre Tor(Dağkapı)mahallesinde miladi 1153(h.548) yılında doğdu. Botan aşiretindendir[1].Lakabı ise; şeref, onur babası anlamında Ebul-iz`dir. Cizreli olduğu için bu değerli bilim adamımıza el-Cezerî de denir. Bu büyük bilgeye “Zamanın Güzeli” anlamında “Bediûzzaman” denilmiştir. Cezerî`nin yaşadığı dönemlerde Anadoluda Selçukluların Güneydoğudaki kolu olan Artuklular vardı. Cizre de buluşlar yapan Cezerî,Artuklu hükümdarı olan Ebû`l Feth ibn-i Mahmud ibn-i Mehmed bin Kara Aslan tarafından o zamanlar başkent olan Amid`e çağrılır.Bu büyük adam “computer beynin” kurucusudur ve dünyanın ilk sibernetik bilginidir. Cezerî 60 makine mucididir ve bu makineleri genel bir pencere içinde verirsek bunlar:” Robotlar, saatler, kan toplama kapları, su makineleri, şifreli kilitler, şifreli kasalar, termos ve otomatik çocuk oyuncakları gibi sibernetik ve hidro-denge makineleri`dir[2].”Cezerî bu makinaları ve bunların kullanım şekillerini kitabı olan : “Kitabû`l Câmi`î Beyne`l İlm ve`l-Amel en-Nafi`fi Sınâati`l-Hiyel`dir. Eserin Türkçe anlamı da şöyledir: ”İlim ve Tekniğin Birleşmesiyle oluşan, Hayal Sanatı`nın Toplamı”. Bu büyük deha kitabını Artuklu hükümdarı Ebû`l Feth Mahmud ibn-i Mehmed ibn-i Kara Arslan adına yazmıştır. Zaten Cezerî kitabın da “Ben, bu değerli hükümdarın, babasına ve kardeşlerine 25 yıl hizmet etmiştim. Bir gün, yaptığım makinelerden birini göstermiştim. O, bu işimi, büyük bir ilgi ile tetkik etti ve bana,”—dünyada eşi bulunmayan bir şey yaptın. Emeğin boşa gitmeyecektir. Bana, bütün bu yaptıklarını gösteren ve içine alan bir kitap yaz!”dedi. Ben de bütün enerjimi toplayarak, gücüm yettiği kadar çalıştım. Bu kitabı yazarak, kendisine sundum. Kitabımı bir önsöz, 50 şekil ve 6 çeşit üzerine hazırladım[3]…”                   

     

                Kitap farklı konuları işleyen altı kısımdan oluşur:                                          

 

1)  Su saatleri,

2)  İçki meclislerinde kullanılan kaplar ve oyunlar,

3)  İbrikdarlık yapan ve kan toplamaya yarayan düzenler,

4)  Fıskiyeler ve müzik otomatları,

5)  Kuyu ya da akarsulardan su çıkaran tulumbalar ve kaldırma düzenleri,

6)  Birbirleriyle ilişkisi bulunmayan düzenler.                           

 

 

1.    Bölüm: Su saatleri: Bunlar Binkam (pingan)denilen su saatleridir. Finkan denilen birde kandilli su saatleri olup, saat-ı müsteviye ve saat-ı zamaniye olarak nasıl yapılacağı hakkında 10 şekille belirmiştir. (Saat-ı zamaniye: Uzunluğu ne olursa olsun, gece ve gündüzü 12`ye bölmek suretiyle hesaplanan zaman süresi ve bu süreyi gösteren saatler olup, saat süresi devamlı değişmektedir.)

2.    Bölüm: Şarap Meclislerinde kullanılan otomatik kaplar ve oyunlar. ( Şarap: Arapça da içilecek her şeye denilir. Buradaki anlamı içki değildir. )Yani sofalarda kullanılan otomatik kap ve sürahilere ilgili düzenlerdir.

3.    Bölüm: Hacamat (Kan aldırma ve kan toplama) ve ibrikdarlık yapan düzenler.

4.     Bölüm: Fıskiyeler, havuzlar ve müzik otomatları hakkın da.

5.    Bölüm: Kuyu ya da akarsulardan su çıkaran tulumbalar ve kaldırma düzenleri 5 şekil.

6.    Bölüm: Birbirleriyle ilişkisi olmayan düzenler.5 şekil. Bunlar çeşitli saray hizmeti gören makineler, şifreli kilitler, kasalar ve oymacılık.

       Altıncı kısımda 5,diğer kısımlarda 10 farklı düzen anlatıldığına göre eserde toplam 55 ilginç buluş yer almaktadır[4]. Hasankeyf Artuklu Emirî Cezerî`nin kitabının bir kopyasını Hasankeyfli bir imama 1206 yılında yazdırmış. Bu yüzden Hasankeyfliler onu Hasankeyf`e mal etmeye çalışırlar. Eğer Cezerî Hasankeyfli olsaydı ona Hasankeyfi ya da Eskifî derlerdi. Aynı zaman da Diyarbakır`la da bir ilgisi yoktur eğer olsaydı ona Diyarbekirî ya da Amidî derlerdi. Cezerî`nin eserinin Türkiye`de  5 kopyası vardır. Eserin tüm dünyada 16 kopyası vardır. Eserin Topkapı Saray Müzesi`nde 4 nüshası, Süleymaniye kitaplığında 1, Bağdat Cahıs Kütüphanesi`nde 1, Dublin Chesterbeatly Müzesi`nde 1, Oxford Bodleian Kütüphanesi`nde 2, Leiden Üniversitesi Kütüphanesi`nde 2, Paris Bibliotheque Nationel`de 3 adet ve eserin farklı yazmalardan koparılmış minyatürlü sayfaları Amerika Birleşik Devletleri`nin çeşitli müze ve koleksiyonlarında bulunmaktadır. İstanbul Topkapı sarayı III. Ahmet Kütüphanesindeki eserin kopyası 1206 tarihlidir. Eserin kayıt №`su=3472`dir. Bu nüsha mevcut kayıp orijinal eserin bir ikinci el kopyasıdır. Aynı Kütüphanede №=3606 kayıtlı başka el yazması ise 1354 tarihlidir ve eser Yavuz Sultan Selim tarafından da Türkçeye çevrilmiştir. Ayrıca İngilizce, Almanca ve Fransızca`ya tercüme edilmiştir. Cezerî`nin kitabını Arapçadan  İngilizceye çeviren Donald R.Hill`dir. Kitabın tam adı şöyledir: ”Ibn Al-Razzaz Al-Jazarı,The Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices[5]”tır.Kitabı Almancaya çeviren de Alman Profesör Wideman`dır. Bu şahıs Cezerî`nin bazı makinelerini de yapıp başarıyla çalıştırmıştır. Cezerîyi Türkiye de bize en iyi tanıtan isimler arasında şunlar vardır: Prof. Dr. Toygar Akman, Araştırmacı Yazar Abdullah Yaşın ve Yavuz Unat bu değerli şahsiyetler Cezerî`nin hem kitabını hem de hayatını bize oldukça güzel tanıtmışlardır. Kurum olarak ta: Kültür Bakanlığı eserin aynı baskısını yapmıştır. Bunun dışında Bilim ve Teknik Dergisi  110, 112, 113 ve 265.sayıları Bilim ve Ütopya Dergisi 91.sayısını Kara Amid Dergisi 5.sayısını  Cezerî ve otomatları üzerine yapmışlardır. Cezerî`nin kitabını Arapça yazmasını şöyle algılamak gerek: ”Bildiğimiz kadarıyla o dönemin şartlarında Arapça bilim dili, Farsça edebiyat dili ve Türkçe de halkın kullandığı dildir. ”Bu tespitle Cezerî`nin eserini neden Türkçe yazmadığını da öğrenmiş oluruz. Eğer Cezerîyi ve kitabını anlamak istiyorsak kitabın önsözüne bakmamız yeterli olabilir bende kitabın önsözünü aynen almayı tercih ettim:

      “BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM,

      Allah`ım, rahmetinle kolaylaştır. Gökleri yaratan, yerlere hikmetinin sırlarını yerleştiren Allah`a hamd û sena olsun. Gökler ve yerlerde ne varsa onun aleminin bir nüshası ve Allah`ın büyüklüğünün en kat`i bir delilidir. Allah`ın öğrettiğine hamd ederim ve ondan ilim nimetlerinden daha fazlasını isterim. Bu isteğim onun hikmetlerine vakıf olmak maksadıyladır.Allahın ihsanlarını ve nimetlerini karşılayacak kadar çok hamd ederim. İnsan nev`inin en şereflisi olan Efendimiz Muhammed(A.S), ailesine ve ona iyi yolda tabi olanlara salat û selam olsun. Benden çok evvel gelen alimlerin kitaplarını ve onları takip edenlerin çalışmalarını gözden geçirdim. Pnömatik ilimlere benzeyen mekanik hareketlerin sebeplerini, su ile işleyen aletler, saat-î zamaniye, saat-î müsteviye ile cisimlerin diğer cisimlere nasıl hareket ettirdiğine dair kitapları inceledim. Problemleri ispat eden makaleleri tek başıma düşündüm, sonra bir müddet bu sanatla uğraşmaya başladım. Nihayet nakillerden, kitaplardan ve okumaktan kurtuldum, başkalarının yaptığından sıyrıldım ve problemlere kendi gözümle bakabildim. Benden öncekileri bu yolda kat ettikleri yolu aldım ve kendi bilgisiyle hareket eden bir kimsenin gittiği yolu takip ettim. Bu dakik ve zor yolda ilerlemek için ısrarla uğraşmaya başlayınca bu kıymetli fen de tebarüz etmeye başladım. Sonra kendime ve yaptıklarıma şüphe ile baktım. Güzel hikmetlerin çeşitli yönlerini keşfetmek için himmet sahiplerinin yardım kolları bana uzandı. Zamanın hükümdarı ve feylesoflarından (filozof) o kadar yardım gördüm ki ettiklerimin semerelerini toplama devrine eriştim ve çalıştığım gecelerin mehtabı doğdu. Böylece azim ve gayretimin uyuşukluğunu kamçıladım ve uykuda olan fikri faaliyetlerimi uyandırdım; bütün cehd ve gayretimi sarf ettim ve elimden gelen her şeyi yaptım. Gelmiş geçmiş ulemanın ve hükemanın bir kısmı bir takım şekiller ve bir takım problemlerden bahsettiler, fakat bunların bütünü gerçekleştirmeye fırsat bulamadıkları gibi, hepsini kontrol edecek bir usul de tespit edemediler. Tatbikata dönüştürülmeyen her teknik ilmin doğru ile yanlış arasında kaldığını gördüm. Benden evvel gelenlerin dağınık bir şekilde anlattıklarını tasnif ettim ve gerçekleştirdiklerimi esaslara bağladım. Bu yolda takip edilmesi kolay ve içine girip çıkılması zor olmayan fenleri meydana çıkarmaya kadir oldum. Bu işte öyle meşakkatlerle karşılaştım ki yolum uzadı, emeklerimin rüzgarların savurduğu şeyler gibi heba olmasından, çalışmalarımın gündüzün geceyi silmesi gibi silmesinden korktum. Bu yüzden, öğretmek istediklerimin de arzularına uyarak, yaptıklarımın yayılması isteği doğdu ve bir hatıra bırakmak istedim. Sonra nüfus sahibi tenkitçinin yanlışlarımı bulacağından korktum ve bu kararımdan vazgeçtim. 570(m.1174)tarihinden itibaren 25 yıldan beri babasının, sonra abisinin hizmetinde bulunduğum Salih hükümdar Artukoğullarına Diyarbakır Meliki Ebû`l-Feth Mahmud bin Muhammed bin Kara Arslan`a (Allah onun ömrünü uzatsın) yaptıklarımı arz ettim. Bana bakarak yapmayı tasarladığım şeyleri düşünüyordu. Benim gizlemek istediğim şeyleri isabetli görüşleriyle keşfetti ve anlatmak istediklerimin kıymetini anlayarak bana dedi ki: ”Eşi olmayan birtakım planlar yaptın, onları kuvveden fiile çıkardın. Kendini bu kadar yorduğun ve temelini attığın şeylerin zayi etme. Senin tarafından yapılan projeleri ve çizilen şekilleri ihtiva eden bir kitap yazmanı arzu ediyorum.”Bu emrin haricine çıkmanın imkansızlığını anlayınca bütün gayretimi sarf ederek bu kitabı yazdım.

      Bu kitap, yamanan bazı yırtıkları, tasnif edilen bazı usulleri ve keşfedilen bazı şekilleri ihtiva etmektedir. Bu yönde başka bir eserin mevcut olduğunu zannetmiyorum. Bu hususu ilim ehlinden esere vakıf olacakların insafına bırakıyorum. İnsaf sahipleri hüküm verirken şunu bilirler ki, herkes belirli bir işi en kolay şekilde yapacak surette yaratılmıştır. Herkes rızıklandığı şeyden başkasına vermekle de mükelleftir. (Allah`ın bana verdiğini ben de başkasına veriyorum.) Ve hiç kimse faydalı olacak bilgileri başkasından esirgeyemediği gibi, kimse de gücünden fazla bir şeyle mükellef olamaz. Bu hususta 50 şekilden (plan) ibaret bir mukaddime (kitap) topladım. Bunları 6 çeşide (fasıla) böldüm. Genişçe anlattım, keyfiyet ve kemiyetleri hakkında uzun izahat verdim. Benden evvel gelenlerin yabancı terimlerini vaz`ettiğim esaslarda kullandım. Zaten bu günküler de bunları kullanmaktadırlar. Bundan başka, zaman icabı yeni başka terimleri de koydum. Çünkü her çağın kendisine göre bir dili ve her ilim zümresinin aralarında bilinen ve kendilerince alışılagelen ve yürürlükte olan istihatı vardır. Her bir şekle bir örnek çizdim. Kolay anlaşılması için onları harflerle belirttim ve bu harflere de tekabül eden diğer işaretleri açıladım. Bütün bu katlandığım şeyleri efendimiz el-İmam en-Nasırlidinlillah Ebi`l Abbas Ahmed Emirû`l Mû`minin devletinin yücelmesi ve temellerinin muhkem kalması için yaptım. Allah onun devletinin yüceliğini nusreti ile İslâmı yüceltsin, muvaffak etsin ki, tevhid kelimesi yeryüzünün mamur dörtte birini kaplasın ve enine boyuna azametini göstersin; nimetini ona yağdırsın. Onu doğru yoldan şaşırtmasın[6].”

     Yani sevgili okurlar burada kitabını ve hayatını tanıttığımız bu büyük dehaya ülkemiz maalesef gereken önemi verememiş ve yeterince tanıtamamış. Bizim ülkemizdeki tanıtım sadece kişisel ve yerel kalmıştır. Yani Uluslararası ya da ülkemizin geneline hitap edecek bir araştırma ya da kaynak hazırlanamamıştır. Batı da Cezerî`nin kitapları, Üniversitelerde okutulurken bizim Üniversitelerde değil kitabını okutmak Cezerî hakkında  herhangi bir sempozyum,  konferans ya da panel dahi yapılamamış. Batı her zaman bizim bilim adamlarımızı ve dahilerimizi bizden önce araştırmış ve incelemiş. Eğer bu yazıyı bizim YYÜ`nün Fizik Bölümü ve Mühendislik fakültelerinde görev yapan Araştırma Görevlileri ve Hocaları okurlarsa bundan sonraki Araştırma ve Akademik hayatlarına yansıtmalarını temenni ederim. Çünkü bu Deha`nın unutulması ve kitabının müzelerde eskiyip paslanmasına en başında ben bir YYÜ öğrencisi olarak üzülüp derin bir iç çekmekteyim. Değerli okurlar biz sadece Cezerîyi unutmadık daha birçok bilim adamımızı unuttuk bunlardan birkaçını burada örnek vermeyi boynumun borcu olarak görüyorum.

ü Akşemseddin, Pasteur`dan 400 yıl önce mikrobu bulmuştu. 

ü Ali Kuşçu, ilk defa Ay`ın şekillerini anlatan kitabı yazmıştır.

ü Ebû`l-Vefa, Trigonometri de tanjant, cotanjant, sekant, kosekant`ı bulan büyük alimdir.

ü Birunî, dünyanın döndüğünü ispat etmiştir.

ü İbnî -Türk, Cebir`in temelini atan bilgedir.

ü  Kambur Vesim, Verem mikrobunu R. Koch`tan 150 yıl önce bulan alimdir.

ü İbnî-Firnas, Wright kardeşlerden bin yıl önce ilk uçağı yapıp uçmayı başaran kişidir.

ü İbnî-Rüşd, Retina tabakasını bulan alimdir.

ü Ali bin Abbas, ilk kanser ameliyatını yapan alimdir.

ü İbnî-Cessar, Cüzzam`ı bulan ilk alimdir.

ü İbnû`l-Nefis, küçük kan dolaşımını bulan alimdir.

ü Musa kardeşler, dünyanın çevresini ilk ölçen alimlerdir.

ü Harezmî, sıfırı ilk kullanan alimdir.

ü Ferganî, Güneşin üzerindeki lekeleri ilk keşfeden alimdir.

ü Ömer Hayyam, Binom formülünü ilk bulan alimdir.

ü Battanî, Trigonometriyi ilk bulan alimdir.

ü Cabir bin Eflah, yıldızların yer ve açıklıklarını ölçen ve ilk cetveli geliştiren alimdir.

ü Gıyaseddin Cemşid, Ondalık Kesir`i ilk bulan alimdir.

 

Ve daha niceleri değerli okurlar. Acaba hangilerinden haberimiz var. Sahip olduğumuz bu mirastan yeterince faydalana biliyor muyuz, ya da bu mirasa sahip çıkabiliyor muyuz?
Hayır; çünkü bu bilim adamlarımızın buluşlarını ve eserlerini bize tanıtan yeterli kaynak yok. Suç sadece kaynakların eksikliği mi? Bütün yenilikleri ve bilimin kaynağını batıda arayan insanımız maalesef kendi kültürel ve bilimsel mirasının farkında bile değildir. Bu aşırı Batılılaşma ve bununla birlikte oluşan yozlaşma bize karga ve serçe fıkrasını hatırlatmaktadır. Karga serçeyi taklit edeyim derken kendi kargalığını bile unutmuştur. Ne yazık ki bizde başkalarına benzeyelim derken kendi değerlerimizi yitirmekteyiz.


 

[1] Abdullah Yaşın, Tarih Kültür ve Cizre, ,Ankara,2007,s.349.

[2] A.Yaşın,349.

[3] Toygar Akman,Sibernetik Yaratıcılık,Bilgi Yayınevi,Ankara,1984,s.36-37.

4 Bilim ve Teknik Dergisi,sayı: 110,s.1.

[5] T.Akman,age,s.45.

[6] A.Yaşın,age,s.354-355-356

 

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün25
mod_vvisit_counterDün27
mod_vvisit_counterBu Hafta179
mod_vvisit_counterGeçen Hafta183
mod_vvisit_counterBu Ay137
mod_vvisit_counterGeçen Ay917
mod_vvisit_counterToplam24155

Online (20 dakika içinde): 5
IP NO: 38.107.191.88
,
Bugün: Eyl 05, 2010