Yeniçeri Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi / Journal Of Social Sciences,C.1,S.1,2009
Esra Küpüç
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarih Bölümü A.B.D. Lisans Öğrencisi
Salâhaddin Eyyûbî
Salâhaddin Eyyûbî (1138–1193) çok küçük yaştayken ailesi Şam’a göç etmişti. Şam valisi olan babası ve güçlü bir general olan Şirkuh’un yardımlarıyla başarılı bir asker ve devlet adamı olarak yetişti. Sultan Nureddin`in dikkatini çekti ve en önemli kademelerde görev aldı.14 yaşında iken Nureddin’in ordusuna katıldı. Birkaç yıl sonra sultanın başyardımcısı oldu. 31 yaşında iken 1169`da birkaç kez Mısır’a seyahat etti. Mısır’ın o anki politik kargaşalarına ilgisiz kalmadı ve Nureddin’in komutanlarından olan Şirkuh’un yanına yerleşti. Fransızlarla mücadele verilirken Şirkuh`un veziri, Şirkuh’u öldürüp yerine geçmeyi planlarken kendisi öldü. Ancak, kısa süre sonra Şirkuh da öldü. Salâhaddin “Melik” unvanı ile vezirliğe, Mısır ve Suriye birliklerinin komutanlığına geçti (1169). Salâhaddin, Sultan Nureddin’e bağlı olduğunu söylese de Şam’da kendisine "Sultanına karşı gelebilen, söz geçirebilen, güçlü insan" deniyordu. Üç yıl sonra Sultan Nureddin öldü. Nureddin’in oğulları küçük yaştaydı. Erkek kardeşleri ise liderlik özelliklerine sahip değillerdi. Bunun için sultanın sevdiği, güvendiği sadık insan Salâhaddin imparatorluğun başına geçti. Mısır ve Suriye`yi ele geçirirken aynı zamanda Nureddin’in erkek kardeşlerinin düşmanlıklarıyla da uğraştı[1].
1171’de Mısır’da Şiî Fatımî halifeliğine son vererek Sünnîliğe dönüldüğünü ilân etti. Cuma hutbesinde Şiî Fatımî halifesinin yerine Sünnî Abbasî halifesi Mustadî’nin isminin okunmasını emretti. Bu değişiklik tarihî bir değişiklik olmasına rağmen büyük bir rahatsızlığa sebep olmadı[2]. Salâhaddin Eyyûbî böylece Mısır’ın tek yöneticisi durumuna geldi. Bir süre için kâğıt üzerinde Emir Nureddin’in vassalı olarak kaldı. Bu ilişki Suriye emirinin 1174’te ölmesiyle sona erdi. Mısır’daki zengin tarım topraklarını mali dayanak olarak kullanan Salâhaddin, Nureddin’in 11 yaşındaki oğlu İsmail adına naiplik talebinde bulunmak üzere küçük, ama çok disiplinli bir orduyla Suriye’ye hareket etti. Çok geçmeden bu talebinden vazgeçerek, 1174’ten 1186’ya değin Suriye, Kuzey Mezopotamya, Filistin ve Mısır’daki tüm Müslüman topraklarını birleştirmeye girişti. Salâhaddin’in isteği üzerine Bağdat’taki Abbasî halifesi onu Mısır, Mağrip, Nabia, Batı Arabistan, Filistin ve merkez Suriye üzerinde yetkili kıldı. Halife, Salâhaddin’e kendisine ait olmayan bir şey vermişti; üstelik kendisinden izin istenmesi gururunu okşamıştı. Salâhaddin Eyyûbî o andan itibaren kendisini mutlak sultan olarak görmeye başladı. Salâhaddin sahtekârlık, ahlâksızlık ve gaddarlıktan uzak, cömert, erdemli, kararlı bir hükümdar olarak ünlendi. O zamana değin iç çekişmeler ve yoğun rekabet yüzünden Haçlılara direnmede güçlük çeken Müslümanların maddi ve manevi açıdan güçlenmelerini sağladı.
Hıttin Savaşı (4 Temmuz 1187)
Salâhaddin, çok sayıdaki düzensiz kuvvetleri birleştirip disiplin altına alarak askeri güç dengesini de kendi lehine çevirmeyi başardı. 1187’de bütün gücüyle, Latin Haçlı krallıklarına yöneldi. Aynı yıl Kerek hâkimi prens Reynald de Chatillon Şam’a giden bir kervanın yolunu kesip soydu ve kralın buyruğuna rağmen ganimetleri geri vermeyi reddetti. Kutsal Savaş ilan etti. Krallık içinde de o zaman düzenli feodal askerlik hizmetini yapmakla yükümlü herkesi savaşacak yaşta olan bütün erkekleri toplayan bir çağrı yapıldı[3]. Sultan Salâhaddin Reynald’ın hacıların yolunu kesmek istediğini duyunca Busrâ’ya gitti. Hacılar arasında Salâhaddin’in akrabaları da vardı. Reynald, Salâhaddin’in geldiğini duyunca harekete geçmedi. Hacılar salimen dönünce Sultan Kerek üzerine yürüdü. Şehri muhasara etti. Prens Reynald’a ait diğer şehirleri de yağmaladı. Salâhaddin’in oğlu Efdal kumandasındaki ordudan korkan diğer Haçlı prensleri olaylara müdahale edemediler.1187 Mayıs’ında Harran ve Urfa emiri Muzafferuddin Gökbörü’yü Akka üzerine gönderen Salâhaddin burayı taciz etti[4].
2 Temmuz 1187’de Salâhaddin bizzat harekete geçerek Kont Raimond’un elindeki Taberiyye’yi muhasara etti. 4 Temmuz 1187’de tükenmiş ve susuzluktan bitkin düşmüş bir Haçlı ordusunu, Kuzey Filistin’de Taberiyye yakınındaki Hıttin’de yok etti. Sultan atından inip şükür secdesine kapandı. Kral, Reynald ve birçok soylunun da aralarında bulunduğu Haçlıların büyük bir kısmı esir alındı. Şövalyeler fidye karşılığında ya da şatolarını devretmeleri koşuluyla serbest kalabildi. Müslümanlar, Hıristiyanların “Salibus’s-Salbut” adını verdikleri en büyük haçlarını ele geçirdiler. Haçlılar bu haçın üzerinde Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği bir ağaç parçasının olduğunu iddia ediyorlardı. Müslümanların bunu alması onlarda büyük bir moral bozukluğuna sebep oldu.. Salâhaddin Eyyûbî, Taberiyye’yi ardından Akka’yı eman vererek teslim aldı. Halkın canına ve malına dokunmadı. Gitmek isteyenleri serbest bıraktı (9 Temmuz 1187)[5].
Haçlıların verdiği kayıpların büyüklüğü Müslümanların Kudüs Krallığı’nın neredeyse tümünü ele geçirmesini sağladı. Sultanın Mısır’daki kardeşi Âdil, Mecdelyaba Kalesi’ni ve Yafa’yı fethetti. Sultan’ın emriyle komutanları Sabastiya ve Nablus’u aldı. Tıbnin, Cübeyl, Betrun, Beyrut, Sayda, Nasıra, Caesarea ve Nablus üç ay içinde düştü. Reble, Darum, Gazze, Meşhed-i Halil İbrahim, Yubna, Beytü Lahm, Beytü Cibril Nazarun gibi bazı şehir ve kaleler ele geçirildi. Askalan ve civarı fethedildi. Salâhaddin, Haçlılara en büyük darbesini ise 88 yıl Frankların elinde kalan Kudüs’ü 2 Ekim 1187’de alarak indirdi[6]. En iyi adamlarını Hıttin Savaşı’nda kaybeden kaleler bir bir düştü.
Kudüs'ün Fethi ( 2 Ekim 1187 )
Salâhaddin Eyyûbî, fetih faaliyetlerini tamamladıktan sonra donanmanın Mısır’dan harekete geçmesini emretti. Niyeti deniz yolunu emniyet altına almaktı. Sultan Askalan’dan Kudüs’e doğru hareket etti. Haçlılar, Kudüs’te Büyük Patrik’in etrafında toplanmış şehri Müslümanlara teslim etmeme konusunda ölümü göze almış bir vaziyette bekliyorlardı.
Sultan, şehrin kuzey tarafını saldırmak için uygun gördü. 25 Eylül 1187’de mancınık atışları başladı. Her iki taraf da bunu dinî bir vecibeyi yerine getirir gibi gördükleri için savaş çok çetin geçiyordu. Haçlılar her gün şehir dışına çıkarak savaşıyorlardı.
Müslümanların surları delmekte olduğunu gören Haçlıların ileri gelenleri toplanıp ne yapacaklarını istişare ettiler. Sonunda eman dilemeğe karar verdiler. Büyüklerinden oluşan bir topluluğu gönderdiler. Sultan bu teklifi önce kabul etmek istemedi: “Siz 491 (1098)’de şehir işgal ettiğiniz zaman halka nasıl muamele ettiyseniz ben de size aynı şekilde davranacağım. Siz nasıl onları öldürüp esir aldıysanız ve kötü muamele ettiyseniz ben de aynısını yapacağım.” dedi. Sultan ile görüşmek üzere bizzat giden Remle hâkimi Balian, kendilerine eman verilmediği takdirde kadınlarını, çocuklarını, Müslüman esirlerini ve hayvanlarını öldüreceklerini, Mescid-i Aksa’yı yıkıp ölümüne saldıracaklarını söyledi.
Durumu emirleriyle istişare eden Salâhaddin, fidyelerini ödedikleri takdirde şehir halkının canına ilişmeyeceğine dair söz verdi. Balian, fakirler için otuz bin dinar ödedi, buna rıza gösterildi.
Kudüs 2 Ekim 1187’de teslim alındı. Kudüs, Frankların elinde 92 yıl kalmıştı.
Fidye işlemleri elden geldikçe tamamlandı. Salâhaddin, verdiği sözleri fazlasıyla yerine getirdi. Kimsenin canına dokunmadı. Hatta sözünü tutmayıp fidye ödemeyenleri bile serbest bıraktı. Patriğin mallarına dokunmadı ondan da sadece fidye parası olan on dinarı aldı.
Kubbetü’s-Sahra’nın üzenindeki haç söküldü.
Kudüslü Hıristiyanlar, sultandan evlerinde kalmayı ve cizye ödemeği istemişlerdi. Sultan onların bu isteğini kabul etti. Kudüs’teki Franklar mallarını çok ucuz fiyata Kudüslü Hıristiyanlara sattılar. Satamadıkları malları bırakarak Kudüs’ten ayrıldılar[7].
III. Haçlı Seferi’nin Sebepleri
Dini Sebepler
-Hıristiyanların, kutsal yerleri, özellikle Kudüs'ü Müslümanların elinden almak istemesi,
-Katolik Kilisesi'nin Ortodoks dünyasını egemenliği altına almak istemesi,
-Papa VIII. Gregorios ve din adamlarının nüfuzlarını arttırmak istemeleri ve Hıristiyanları Müslümanlara karşı kışkırtmaları,
Siyasi Sebepler
-Avrupalıların Müslümanları, Anadolu, Suriye, Filistin ve Akdeniz'den uzaklaştırmak istemeleri,
-Türkler karşısında zor durumda kalan Bizans'ın Avrupa'dan yardım istemesi,
-Senyör ve şövalyelerin macera arayışları,
Ekonomik Sebepler
-İslam Dünyası'nın zenginliği, Avrupa'nın fakirliği,
-Avrupalıların doğudan gelen ticaret yollarına hâkim olmak istemeleri,
-Avrupa'da toprak sahibi olmayan soyluların toprak elde etmek istemeleri,
-Avrupalıların doğunun zenginliklerine sahip olmak istemeleri[8],
gibi sebeplerle karşılaşıyoruz ki bunların bazıları Haçlı Seferleri’ni genel sebepleri arasında sayılabilir.
Bizans ve III. Haçlı Seferi
Avrupa’da III. Haçlı Seferi için hazırlıklar yapıldı. 1188’den itibaren, batılı büyük hükümdarlar sefere çıkmaya başlamıştı. Sefere, kendi aralarındaki düşmanlıkları bir kenara bırakan İngiltere kralı Aslan Yürekli Richard, Alman imparatoru Friedrich Barbarossa ve Fransa kralı Philip Auguste katıldılar. Almanya imparatoru şövalye ordusuyla karayolundan, İngiliz ve Fransız kralları da deniz yolundan Kudüs'e doğru hareket ettiler[9]. Avrupa’nın bu en büyük hükümdarlarının harekete geçmesiyle Haçlı Seferleri içinde en kitlesel olan başlamış oldu.
Friedrich Barbarossa, komutasındaki Haçlı ordusu 1190 yılında II. Haçlı Seferi’nin güzergâhını takip etti. Macaristan’ı geçti. Belgrad yanından Tuna’yı geçerek Bizans arazisine girdi[10].
Bizans imparatoru İsaakios Angelos ile anlaşan Barbarossa 14 Şubat 1190’da Edirne’ye vardı[11]. Haçlılar kışı Edirne’de geçirdiler. Bu sırada II. Kılıç Arslan’la da anlaştılar. Bizans imparatoru ise Çanakkale Boğazı’ndan geçmeleri şartıyla Haçlılara Anadolu’ya geçişlerine yardım edeceğine dair söz verdi. Çanakkale Boğazı’ndan Anadolu’ya geçen Haçlılar Ege kıyılarını takip ederek Denizli’den Selçuklu sınırlarına girdiler[12]. Haçlı ordusunun 200.000 – 600.000 arasında bir sayıya sahip olduğu tahmin edilmektedir[13].
Bizans İmparatorluğu, evveliyatından beridir Haçlı Seferleri’nin birinci dereceden teşvikçisi olarak görülmüştür. Hatta Türkleri de Haçlılara karşı kışkırtmıştır[14]. Böylece çatışmayı kontrolü altında tuttuğu müddetçe bir kazanç elde etmeyi ummuştur. Özellikle III. seferde Bizans’ın çok kârlı çıktığını söyleyebiliriz. Anadolu’da Türkiye algıladıkları da aşikârdır. Bu büyük gücü kontrol edebilen Bizans imparatorları kârlı Selçuklularından alınan yerler Bizans’a devredilmiştir. Ancak Katolik Haçlıları bir tehdit olarak çıkmış kontrolü kaybedenler ise neredeyse Müslüman ülkeler kadar zarar görmüştür. Özellikle IV. Haçlı Seferi onarılması uzun yıllar sürecek olan hasarlara sebep olmuştur.
Bu başlık altında bir konuya da açıklık getirmek gerekiyor: III. Haçlı Seferi’nde Türkiye Selçuklu sultanı II. Kılıç Arslan (1155–1192) idi. II. Kılıç Arslan, 1176’daki Miryokefalon Savaşı’nda[15] Bizans imparatoru I. Manuel Komnenos (1143–1180)’u mağlup eden sultan olduğu için III. Haçlı Seferi’nde de Bizans imparatorunun Manuel olduğu yanılgısına düşülmektedir. Oysaki I. Manuel, II. Haçlı Seferi esnasında Bizans imparatoruydu. Manuel 1180’de öldü; yerine henüz oniki yaşındaki oğlu II. Aleksios Komnenos (1180-1183) imparator oldu[16]. III. Haçlı Seferi sırasında imparator, II. İsaakios Angelos (1185–1195)’tur. Runciman, İsaakios hakkında şunları yazmıştır: İmparator İsaakios incelik, sabır ve cesaret gösterilmesi gereken durumlara intibak edecek kabiliyette bir adam değildi. O, bir tesadüf neticesinde tahta çıkan ve devleti içinde kendisine pek çok rakibin mevcut olabileceğini daima hisseden, akıllı, fakat iradesi pek kuvvetli olmayan bir kimseydi.”[17]
Yeri gelmişken bazı Bizans imparatorlarını sıralamakta fayda var:
I. İsaakios Komnenos (1057–1059)
X. Konstantinos Dukas (1059–1067)
IV. Romanos Diogenes (1067–1071)
VII. Mikhail Dukas (1071–1078)
III. Nikephoros Botaneiates (1078–1081)
I. Aleksios Komnenos (1081–1118)
II. Ioannes Komnenos (1118–1143)
I. Manuel Komnenos (1143–1180)
II. Aleksios Komnenos (1180–1183)
I. Andronikos Komnenos (1183–1185)
II. Isaakios Angelos (1185–1195)
III. Aleksios Angelos (1195–1203)
II. Isaakios (2.kez) ve
V. Aleksios Murtzuphlos (1203–1204)
I. Theodoros Laskaris (1204–1222)[18]
Türkiye Selçukluları ve III. Haçlı Seferi
Haçlı ordusunun 1190’da Anadolu’ya gelerek, Selçuklu sınırlarına girdiğini yukarıda belirtmiştik. Haçlılar Anadolu’ya geldiklerinde Büyük sultan II. İzzeddin Kılıç Arslan artık yaşlanmış ve ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırmıştı[19]. Bu taksim 1182–1186 yılları arasında yapılmıştı[20]. Yani Anadolu’da siyâsî bir bütünlük yoktu.
Alman imparatoru ile Sultan Kılıç Arslan arasında geçmişe dayanan bir dostluk vardı. Bu sebeple Anadolu’dan geçmekte zorlanmayacağını düşünen Haçlılar Türkmenler tarafından baskınlara uğradılar. III. Haçlı Seferi esnasında Selçuklularla Haçlılar arasındaki ilk çatışma Akşehir yöresinde meydana geldi. Selçuklu ordusunun başında sultanın oğulları Muhyiddin Mesud ve Gıyaseddin Keyhüsrev bulunmaktaydı[21]. Fakat Kılıç Arslan, Barbarossa ile anlaşma halinde olduğu için Haçlılara yapılan saldırılar Türkmenlerin kendi inisiyatifiyle yapılan saldırılarmış gibi gösteriliyordu. Haçlılara, bunların sultanın dahi sözünü dinlemeyen asiler olduğu ve bunlara söz geçirilemediği söyleniyordu.
Haçlı ordusu Konya civarına geldiğinde Selçuklular şehre çekildiler. Konya’da Haçlıları karşılayan ise Kutbeddin Melikşah idi. Haçlılara Uluborlu, Akşehir ve Konya’da ağır kayıplar verdirildi. Fakat neticede Haçlılara karşı üstünlük sağlanamadı. İşleri düzeltmek zorunda kalan Kılıç Arslan, Alman imparatoruyla barış yaptı. Karşılıklı olarak yeminleştiler. İmparator, sultana bol miktarda mal verdi. Sultan, onun ülkesinden geçmesine göz yumdu. Nitekim Barbarossa niyetinin Kudüs’e gitmek olduğunu Bizans’tan alamadığı erzakı kendisine Anadolu halkının vermesini istedi. Türkmen saldırılarına karşı 25 Selçuklu emiri talebi üzerine imparatora rehin verildi. Türkmen saldırıları devam ettiği için Karaman’a doğru yola çıkan imparator bu soyluları öldürttü. Zaten Melikşah sevmediği emirleri rehin vermişti ve saldırıların devam edeceğini biliyordu[22].
Bu arada Kılıç Arslan, Salâhaddin Eyyûbî’ye Haçlıların durumu hakkında bilgi veriyor, onları engellemek için elinden geleni yaptığını fakat oğullarına söz geçiremediği için muvaffak olamadığını söylüyordu[23].
Karaman üzerinden Çukurova’ya inen İmparator Friedrich Barbarossa, yıkanmak için girdiği Silifke çayında insanın beline bile gelmeyen bir derinlikte boğularak öldü (1190). Yanında bulunan oğlu kral oldu. Kralın kardeşini kral yapmak isteyenlerle aralarında anlaşmazlık çıktı. Antakya’ya gelebildiler. Oradan Akka’ya doğru yola çıktılar. Halep’te Müslümanların saldırısına uğrayarak ağır kayıplar verdiler. Zar zor Trablus’a varabildiler. Gemiye binerek Akka’ya ulaştılar. Antakya’dan çıktıklarında kırk bin olan sayıları Akka’da bine inmişti. Bir gemiye binip ülkelerine dönmek istediler. Fakat gemileri yolda battı ve kurtulan olmadı[24].
Salâhaddin Eyyûbî ve Haçlılar
Kevkeb ve Safed’in fethinden sonra Eyle sınırından Beyrut’a bağlı yerlerin en uzak noktasına kadar her yer Müslümanların eline geçmiş oldu. Arada Sur şehrinden başka hiçbir Frank şehri kalmadı. Kusayr hariç Antakya’ya bağlı bütün beldeler de Müslümanların eline geçmişti[25]. Sur şehrinde büyük bir Hıristiyan nüfusu toplandı. Çünkü Salâhaddin, kimilerinin aşırı bulacakları bir yüce gönüllülükle fethettiği Haçlı kalelerini savunanların ve içinde oturanların Sur’a sığınmalarına ve oradan batıya geçmelerine izin vermişti. Kudüs patriği Frank şehirlerini dolaşarak halkı Kudüs’ün intikamını almaya teşvik ediyordu. 1189’da Sur şehrinden Akka’ya gelen Franklar denizden de aldıkları destekle ordusunun tamamını toplayamamış olan Salâhaddin’i mağlup ettiler. Haçlılar şehri kuşattılar. Mısır’dan gelen takviye kuvvet sayesinde Müslümanlar zor durumdan kurtulabildiler[26]. Kutsal Roma Germen imparatoru Barbarossa öldükten sonra ordusu dağıldı. İngiliz ve Fransız kralları da Salâhaddin Eyyûbî ile çarpıştılar: 1187 yılında Salâhaddin Eyyûbî'nin Kudüs'ü Haçlılardan geri aldığı haberi Avrupa'ya ulaşınca Richard Fransa kralı II. Philip'le birlikte Üçüncü Haçlı seferine çıkmaya karar verdi. 1190 yazında Hıristiyanlığın kutsal topraklarına doğru denizden yola çıkan Richard yanında Fransa kralı II. Philip olduğu halde önce Sicilya'yı işgal etti. İtalyan şehir devletleri de gemileriyle bu sefere katıldılar. Çağrıya ilk katılan Sicilya kralı Guglielmo 1189'da başlatılan sefere katılamadan ölmüştü. Haçlılar Sicilya'dan ayrılarak 6 Mayıs 1191'de yol üzerindeki Kıbrıs'ı ele geçirdi. Kıbrıs’ın ele geçirilmesinde yeni kral Gui Lusignan’ın da büyük katkısı olmuştu. Bu ada anayurtlarından ayrı düşen Haçlıların sığındıkları son yer olacaktı.
Haziran 1191'de önce Fransa kralı sonra da İngiltere kralı Akka'ya ulaştılar. Haçlılar, 7 Eylül 1191'de Arsuf Savaşı'nda Salâhaddin Eyyûbî'nin ordularını yenmeyi başardı. Aslan Yürekli Richard tarafından yönetilen ordu, kıyı boyunca ilerlemekte, Hıristiyan donanması da denizden onu takip etmektedir. Arsuf ormanı yakınlarında birlik Salâhaddin’in ordusunun saldırısına uğradı. Saflarını sıklaştırmış bir kitleye dönüşen Haçlı ordusu amansız bir saldırıyla Müslümanları bozguna uğrattı. Haçlılar karşısında tutunamayan Akka emiri teslim oldu (12 Temmuz 1191)[27]. Teslim olma şartlarına göre garnizondakiler 200 bin dinar karşılığında serbest bırakılacak, askerlerin eş ve çocuklarıyla güven içinde şehirden ayrılmalarına izi verilemesine karşılık 100 seçkin ve 500 sıradan esirin yanı sıra İsalı haç Hıristiyanlara teslim edilecekti. Sultan, anlaşma sonucunda garnizonun teslim olduğu haberlerini alınca şiddetle anlaşmanın şartlarına karşı çıktı. Fakat anlaşma bir kere yapılmış olduğundan fidyeyi ödemek için para bulmaya çalıştı. Bir ayın sonunda para hazırlanamayınca Richard, yaklaşık üç bin esirin kılıçtan geçirilmesini emretti. Bu hareket, Salâhaddin Eyyûbî’nin Kudüs’ün alınışında tutuklulara karşı davranışıyla karşılaştırıldığında çarpıcı bir tezat oluşturmaktadır[28].
Haçlılar deniz boyunca üç koldan ilerlediler. Bu kollardan her biri seferler boyunca savunmasını kendi başına yapmakla görevliydi. Salâhaddin, askerlerinin çoğuna düşmanın üstüne yürümesini emretti. Taraflar arasıdaki çatışmalar Haçlıların Yafa’ya düzenledikleri ani baskına kadar aralıklarla devam etti. Düşmanın kendisini Askalan’a kadar püskürtmesinden ve böyle bir durumda şehrin Akka’yla aynı kaderi paylaşmasından korkan sultan şehrin yerle bir edilmesini emretti. 24 Haziran 1192’de Haçlıların Beyrut’a doğru yola çıktığı haberi gelince sultan, kardeşi Melik Adil ile birlikte Remle’ye hareket etti. Yafa’yı tehdit edenlerin üzerine yürüdü. 29 Haziran 1192’de Salâhaddin, bütün kıyıları ele geçirerek Yafa’yı düşürdü. Kentin sakinleri barış istediler. Sultan, Kudüs’te öne sürülen şartlarla şehri teslim aldı.
İngiltere kralı da boş durmuyordu. Salâhaddin’in Kudüs’ü kuşattığı sırada elinde bulundurduğu her yeri şimdi Richard ele almıştı.
Haçlılar bu seferde sahip oldukları muazzam donanma sayesinde Salâhaddin’e karşı uzun süre mukavemet edebildiler. Müslümanlar Kudüs'e çekilmek zorunda kaldı. Bu arada kral Richard ile anlaşamayan Philip ülkesine döndü[29]. Richard 1 yıl daha uğraşmasına rağmen Kudüs'ü Salâhaddin Eyyubi'den geri alamadı. Müslümanların elinde olup da alabileceği bir şehir kalmamıştı. Üstelik uzun zamandır ülkesinden uzaktı. Sultana bir elçi göndererek barış istedi. Salâhaddin bunun bir hile olduğunu düşünü. Teklifi reddetti. Defalarca elçi gönderilmesi ve yakın çevresinin isteğiyle sultan barış teklifini kabul etti. Sultan divanını topladı ve bir barış antlaşması hazırlanmasını emretti. Anlaşmaya göre Remle, Ludd, Majdil, Yaba, Nasıra, ve Safuriyah Kral Richard’a bırakılacak; Yafa, Arsuf, Kayseri, Hayfa ve Akka müstemlekeleriyle beraber Sultan Salâhaddin’in egemenliğinde kalacaktı. Her şey yazıya geçirildi ve özel bir elçinin eşlik ettiği kuryeye verildi. Anlaşmanın genel ilkelerine göre kıyılar Haçlılara iç taraflar ise Müslümanlara ait olacaktı Kudüs’e giden hacılara saldırılmayacaktı. Kale muhafızları, sağlıkçılar ve bütün Frank liderleri anlaşmaya bağlı olduklarına dair beyanda bulundular. İki taraf da birbirlerinin içine karıştılar ve çok sayıda Frank hac vazifesini yerine getirmek üzere Kudüs’ü ziyaret etti. Salâhaddin Eyyûbî, denetleme yapmak ve kutsal mekânları ziyaret etmek için Kudüs’e doğru yola çıktı. Sultan, kralı taşıyacak olan gemi ayrılana kadar Kudüs’te kaldı[30].
İngiltere kralı 2 Eylül 1192'de Salâhaddin ile imzaladığı anlaşmanın ardından Avrupa'ya geri döndü. Netice itibariyle 1192’de yapılan ateşkes antlaşmasıyla, kıyı boyunca Sur’dan Yaffa’ya kadar olan bölge Frankların, geri kalan topraklar ise -Kudüs dahil- Müslümanların oldu. Her topluluk kendi ülkesine döndü. Salâhaddin ise Kudüs’ün surlarının sağlamlaştırılmasını emretti. Daha sonra bazı şehirlere uğrayarak 3 Kasım 1192 günü Dımaşk (Şam)’a gitti [31].
Avrupa'ya geri dönerken Viyana yakınlarında Avusturyalı Kont Leopold’a esir düştü. Kutsal Roma Germen İmparatoru VI. Heinrich ve annesi Düşes Aliénor d'Aquitaine 150.000 mark tutarında bir fidye ödeyerek 4 Şubat 1194'de kralın serbest bırakılmasını sağladılar[32]. Aslan Yürekli Richard yaşamının geri kalan bölümünü Normandiya'da geçirdi. Chateau-Gaillard denilen bir şato inşa ettirdi Fransa kralı Philip ise İngiltere’nin Kuzey Fransa kıyılarında bulunan topraklarını işgal etti. Philip’in aldığı toprakları geri almak isterken bir harekat esnada yaralanarak öldü (1199)[33]. Güvenilir olmamakla birlikte Richard’ın ölümüyle ilgili çok ilginç bir bilgi de şöyledir: Yaptırmak istediği şatonun inşaatı tamamlanmadan bir çocuk tarafından atılan bir okla yaralandı. Yaranın kangren olması sonucu 6 Nisan 1199 tarihinde annesinin kollarında öldü[34].
III. Haçlı Seferi uzun ve tüketici oldu. I. Richard askeri dehasına karşın hiçbir sonuca ulaşamadı. Haçlılar Doğu Akdeniz’de bir toprak parçasına tutunabildiler. Salâhaddin’in bu başarısı bundan sonra bir asır süresince Doğu Akdeniz ülkelerinde kalan Haçlılar için daha öte bir şeydi.
Salâhaddin başkent Şam’da uzun seferler ve at üstünde geçen günlerden sonra çok yaşamadı. Sekiz gün hasta yattıktan sonra 56 yaşında vefat etti (Şubat1193). Oysaki Bizans üzerine bir sefer yapmak niyetindeydi. Akrabaları imparatorluğu paylaştı. Suriye’nin idaresi çocukları yeğenleri ve yarınlarının idare ettiği hükümdarlık mozaiği şeklinde parçalanmış olsa bile Mısır, tek ve bütün bir bölge olarak kaldı[35]. Şahsî miras olarak geriye çok fazla bir şey bırakmadı. 60 kale fethetti ve Mısır, Mağrip (Fas), Hicaz, Yemen, Kudüs ve Diyarbekir’i fethederek bunları Nureddin’in ele geçirmiş olduğu yerlere ekledi. Suriye’de merkezi bir güç oluşturmayı hem farklı hem de Nureddin’in yüz yüze kaldığından daha zor bir görev haline getirdi. Bu görevi gerçekleştirecek olan adamın hem kullandığı yöntemler hem de nitelikleri bakımından Nureddin’den farklı olması gerekirdi. Salâhaddin, amacına ulaşabilmek için çok uygun bir psikolojik ortam hazırlamayı başardı. İster dost ister düşman olsun, prenslerle ilgilenirken ilk prensibi samimiyet ve sözüne mutlak bağlılıktı. Haçlılarla bile yapılmış olsa ateşkes ateşkesti. Müslüman rakiplerine karşı davranışlarında sözüne bağlılığa cömertliği de ekledi.
Cömert yumuşak huylu, mütevazı ve güzel ahlâklı, hoşuna gitmeyen şeylere karşı sabırlı bir insandı. Hoşuna gitmediğini belli etme ve surat asmazdı[36].
III. Haçlı Seferi’nin Sonuçları
Dini Sonuçları
Kudüs'ün ele geçirilememesi inançlarının zayıflamasına ve papanın nüfuzunun azalmasına sebep oldu. Haçlıların yaptığı katliamlara karışlık Salâhaddin Eyyûbî’nin ortaya koyduğu ahlâkî ve hoşgörülü duruş kendisinin ve Müslümanların itibarını arttırdı.
Siyâsî Sonuçları
Doğuda kurulan Hıristiyan devletleri uzun ömürlü olamadıklarından siyâsî neticeleri Avrupa açısından parlak olmadı. Uzun yollar kat ederek gelen Avrupalı krallar ülkelerine eli boş dönmek zorunda kaldılar. Ancak Türkiye Selçuklu Devleti de olumsuz etkilendi. Zaten siyâsî birliği bozulmuş olan devlet zor bir döneme girdi. Haçlılarla anlaştığı gerekçesiyle Kılıç Arslan’ın itibarını sarsmak isteyenler olduysa da onun aslında Haçlılara büyük kayıplar verdirdiği aşikârdı. Salâhaddin Eyyûbî ise İslâm dininin sancaktarı olarak görülmeye başlandı.
Sosyal Sonuçları
Harbe katılan birçok derebeyi geri dönemediği için Avrupa'da derebeylik zayıfladı; halk arasındaki sınıf farklılıkları büyük ölçüde ortadan kalktı ve sosyal yapıda önemli gelişmeler başladı.
Ekonomik Sonuçları
Doğu ve batı toplumları arasında ticarî faaliyetler başladı. Doğuda mevcut olan pek çok tarım ürünü ve meyveler Avrupa'da da yetiştirilmeye başlandı. Deniz ticareti canlandı ve bilhassa Akdeniz ülkeleri büyük bir zenginliğe kavuştu. Kıbrıs Haçlıların eline geçtiği için önemli bir ticaret üssü haline geldi[37].
Alptekin, Coşkun, “Türkiye Selçukluları”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi (Anadolu Türk Devletleri), VIII, Konya: Kombassan Yay., 1994, 209-406.
Cahen, Claude, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, Çev: Yıldız Moran, İstabul: e Yay., 1994.
Hafez, Fahmy - Francesco Gabrielli – M. C. Lions – Vera Beaudin Seedpour R. Stephen Humphreys – Paul A. Blaum, Selahaddin’in Mirası, Çev: Serdar Şengül – Bilal Öztunç, İstanbul: Avesta Yay., 2000.
İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih Tercümesi –İslâm Tarihi-, XI, Çev: Abdulkerim Özaydın, İstanbul: Bahar Yay., 1987.
İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih Tercümesi –İslâm Tarihi-, XII, Çev: Abdulkerim Özaydın – Ahmet Ağırakça, İstanbul: Bahar Yay., 1987.
Lewis, Bernard, “Mısır ve Suriye (Fatımî Hilafetinin Sonuna Kadar) –Eyyûbîler ve Memlûk Saltanatı-”, İslâm Tarihi Kültür ve Medeniyeti, I, Çev: Hamdi Aktaş, İstanbul: Kitabevi Yay., 1997, 183-239.
Morrisson, Cecile, Haçlılar, Çev: Nermin Acar, Ankara: Dost Yay., 2005.
Niketas Khoniates, Historia (Ioannes ve Manuel Komnenos Devirleri), Çev: Fikret Işıltan, Ankara: TTK, 1995.
Ostrogorsky, Georg, Bizans Devleti Tarihi, Çev: Fikret Işıltan, Ankara: TTK, 1981.
Pirenne, Jacques, Büyük Dünya Tarihi, Çev: Nihal Önol.
Runciman, Steven, Haçlı Seferleri Tarihi, III, Çev: Fikret Işıltan, Ankara: TTK, 1987
Sevim, Ali - Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, Ankara: TTK, 1995.
Tufantoz, Abdurrahim, “Bir Harekâtın Düşündürdükleri Ya Da Tarihin Tekerrürü (Tezkere’ye Dair)”, Hürriyet Tarih Dergisi, İstanbul, 2001.
Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul: Boğaziçi Yay., 1993.
Yücel, Yaşar – Ali Sevim, Türkiye Tarihi (Fetihten Osmanlılara Kadar/1018 – 1300), I, Ankara: TTK, 1991,
98 – 99.
http://www.bydigi.com/tarih/7400-eyyubi-hanedanligi-devleti.html
http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=16
http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Ha%C3%A7l%C4%B1_Seferleri_nedenleri_ve_sonu%C3%A7lar%C4%B1
http://www.frmtr.com/tarih-ve-inkilap-tarihi/698510-hacli-seferleri.html
http://www.turkleronline.com/diger/bizans/bizans_bizansimparatorlari.htm(Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, TTK, 1991)
http://www.enfal.de/starih15.htm
http://bilgidebiz.blogcu.com/4712377/
http://tr.wikipedia.org/wiki/Aslan_Y%C3%BCrekli_Richard
http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=16
http://www.webhatti.com/tarih/56825-hacli-seferleri.html
http://www.boyutpedia.com/Default~ID~1311~aID~39993~link~richard_i_aslan_yurekli.html
[1] http://www.bydigi.com/tarih/7400-eyyubi-hanedanligi-devleti.html
[2] Fahmy Hafez - Francesco Gabrielli – M. C. Lions – Vera Beaudin Seedpour R. Stephen Humphreys – Paul A. Blaum, Selahaddin’in Mirası, Çev: Serdar Şengül – Bilal Öztunç, İstanbul: Avesta Yay., 2000, 22.
[3] Cecile Morrisson, Haçlılar, Çev: Nermin Acar, Ankara: Dost Yay., 2005, 52.
[4] İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih Tercümesi –İslâm Tarihi-, XI, Çev: Abdulkerim Özaydın, İstanbul: Bahar Yay., 1987, 418-419.
[5] İbnü’l-Esir, XI, 421-425; C. Morrisson, Haçlılar, 53.
[6] http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=16; İbnü’l-Esir, XI, 426-431.
[7] İbnü’l-Esir, XI, 431-436.
[8] http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Ha%C3%A7l%C4%B1_Seferleri_nedenleri_ve_sonu%C3%A7lar%C4%B1
[9] http://www.frmtr.com/tarih-ve-inkilap-tarihi/698510-hacli-seferleri.html
[10] Abdurrahim Tufantoz, “Bir Harekâtın Düşündürdükleri Ya Da Tarihin Tekerrürü (Tezkere’ye Dair)”, Hürriyet Tarih Dergisi, İstanbul, 2001.
[11] Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, Çev: Yıldız Moran, İstabul: e Yay., 1994, 123.
[12] A. Tufantoz, “Bir Harekâtın Düşündürdükleri Ya Da Tarihin Tekerrürü (Tezkere’ye Dair)”, Hürriyet Tarih Dergisi, İstanbul, 2001.
[13] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul: Boğaziçi Yay., 1993, 222.
[14] Niketas Khoniates, Historia (Ioannes ve Manuel Komnenos Devirleri), Çev: Fikret Işıltan, Ankara: TTK, 1995, 40–41.
[15] Yaşar Yücel – Ali Sevim, Türkiye Tarihi (Fetihten Osmanlılara Kadar/1018 – 1300), I, Ankara: TTK, 1991, 98 – 99.
[16] Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Çev: Fikret Işıltan, Ankara: TTK, 1981, 365.
[17] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, III, Çev: Fikret Işıltan, Ankara: TTK, 1987, 10.
[18] G. Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, 536. http://www.turkleronline.com/diger/bizans/bizans_bizansimparatorlari.htm(Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, TTK, 1991)
[19] Coşkun Alptekin, “Türkiye Selçukluları”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi (Anadolu Türk Devletleri), VIII, Konya: Kombassan Yay., 1994, 256–257.
[20] http://www.enfal.de/starih15.htm
[21] Ali Sevim-Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, Ankara: TTK, 1995, 447.
[22] İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih Tercümesi –İslâm Tarihi-, XII, Çev: Abdulkerim Özaydın – Ahmet Ağırakça, İstanbul: Bahar Yay., 1987, 51-52.
[23] İbnü’l-Esir, XII, 53.
[24] İbnü’l-Esir, XII, 52-53.
[25] İbnü’l-Esir, XII, 31.
[26] İbnü’l-Esir, XII, 30-46; C. Morrisson, Haçlılar, 53.
[27] C. Morrisson, Haçlılar, 57.
[28] F Hafez, Selahaddin’in Mirası, 27-28.
[29] http://bilgidebiz.blogcu.com/4712377; C. Morrisson, Haçlılar, 58.
[30] F Hafez, Selahaddin’in Mirası, 28-29.
[31] http://www.bydigi.com/tarih/7400-eyyubi-hanedanligi-devleti.html; İbnü’l-Esir, XII, 81-82.
[32] http://tr.wikipedia.org/wiki/Aslan_Y%C3%BCrekli_Richard
[33] Jacques Pirenne, Büyük Dünya Tarihi, Çev: Nihal Önol, 316; http://www.boyutpedia.com/Default~ID~1311~aID~39993~link~richard_i_aslan_yurekli.html (Chalus Kalesi)
[34] http://tr.wikipedia.org/wiki/Aslan_Y%C3%BCrekli_Richard
[35] Bernard Lewis, “Mısır ve Suriye (Fatımî Hilafetinin Sonuna Kadar) –Eyyûbîler ve Memlûk Saltanatı-”, İslâm Tarihi Kültür ve Medeniyeti, I, Çev: Hamdi Aktaş, İstanbul: Kitabevi Yay., 1997, 212-213.
[36] http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=16; İbnü’l-Esir, XII, 87-88.
[37] http://www.webhatti.com/tarih/56825-hacli-seferleri.html


















