Buradasınız: Home Acemocağı 2. Sayı HAZARLAR HAKANLIĞI
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Arama

YENİÇERİ PERİYODİK SOSYAL BİLİMLER AKADEMİK ARAŞTIRMA DERGİSİ PERIODICAL ACADEMICAL RESEARCH ON SOCIAL SCIENCES

HAZARLAR HAKANLIĞI

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 

HAZARLAR HAKANLIĞI

 

Yeniçeri Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi / Journal Of Social Sciences,C.2,S.2,2009     

         Ramazan Yazgar

         Ortaçağ Tarihi A.B.D. Yüksek Lisans Öğrencisi

 

       Ne Avrupa’daki, ne de bir başka yerdeki tarih literatürü Hazarların etnik kökeni hakkında güvenilir bir kanıt ortaya koyabiliyor. Tarihin bu çözülmemiş probleminin ardındaki gerçek, tarihçilerin “Hazar” kelimesini kullandıklarında, kendine has bir milletin varlığına işaret etmelerine dayanır. Aslında böyle bir millet hiç var olmadı. Hazarların çağdaşı olan yazarlar bile bu gerçeği dile getirmişlerdi. Ancak sonraki tarihçiler bir şekilde kullandıkları kelimelere fazla dikkat etmediler. Örneğin, Hazarların çağdaşı olan Arap seyyah ve coğrafyacı İbn Havkal, hazara gelince bu isim, başkenti İtil olan ülkeye verilen isimdir. Ve daha ileri de şöyle açıklar: bu ne bir milletin ne de bir halkın ismidir. İstahri de “Hazar, iklimin adıdır” der. Eserinin Farsça o tercümesinde ise bir ekleme yaparak, “Başkentine İtil denilen bölgenin adıdır.” der. Bekri yaklaşık olarak aynı ifadeyi tekrar etmiştir.” Hazar o ülkenin adıdır.” Kaşgarlı Mahmud kendinden öncekilerin ifadelerini tasdik eder şeklinde yazar: “Hazar, Türklerin yaşadığı yere verilen isimdir.” Dolayısıyla, çağdaşları “Hazar” ismini dile getirdiklerinde, bir etnik gruba yada bir millete değil, sadece belli bir bölgeye ve mecazi olarak o bölgede yaşayan insanlara işaret etmişlerdir.

     Aslında isim Hazar denizinden gelmektedir. Farsça konuşanlar ve aynı zamanda bu denizin civarında ya da bölgedeki adalarda yaşayan insanlar, bu denizi Hazar Denizi diye adlandırırlar.[1]

     Hazarlar’ın menşei itibarıyla Türk olup, Orta Asya’dan geldikleri muhakkaktır. Hazarların bir müddet Hun devletine tabi zümreler arasında bulunmuş olmaları da ihtimal dâhilindedir. Nitekim IV. Yüzyılın ikinci yarısında, Hunların hakim bulundukları Güney-Rus bozkırları ile Kuzey-Kafkasya ve Azak denizi arasındaki topraklar, V.yüzyılda Doğu’da gelen Türk Ogur kavimlerinin hakimiyeti altına girmişti. Ogur kavimlerinin bu sahaya girmeleri ise 300 yıllık Hun hakimiyetinin sonunu hazırlamıştır.[2]

      Miladi 460 sıralarında Gobi çölü civarında oturan Juan-Juaların hücumu, Tiyenşan ile İli ırmağı bölgesinde oturan Sabanları (Sabir) yerlerinden uzaklaştırmış, batı yönünde ilerleyen Sabarlar da bu bölgede yaşayan Ogur kavimlerinin bir kısmını ülkelerinden çıkarmışlardır. Bu Ogur kavimleri İdiki geçerek Karadenizin kıyısı boyunca ilerlemişler ve Hunların oradaki arazilerini ele geçirip Kuban nehri ile Azak denizi arasındaki araziye yerleştirmişlerdir.[3]

      7.10. yüzyıllarda kuvvetli teşkilatı, canlı ticari faaliyeti, dini hoşgörüsü ve iktisadi refahı ile Kafkaslar ve Karadeniz’in Kuzey düzlüklerinde İtil (Volga) dan Özü (Dnyeper)’ye Çolman (Kamo)’na ve Kiyefe uzanan saha da siyasi istikrar sağlayan Hazar hakanlığa ad veren Hazarlar’ın yukarıda gördüğümüz tarihi seyir dolayısıyla, Sabar Türklerinin devamı oldukları İslam yazarı el-Mesudi (10.yüzyıl)’nin bir kaydı ile de kuvvetlenmiştir. Ona göre, İranlıların “Hazar”  dedikleri topluluk Türkler tarafından “Sabar” (sebir) diye anılır. Sabar adı yerine Hazar tabirinin hemen aynı manaya gelmesi de bunu teyid eder. Hazarları meydana getiren ahalinin yakın eski Sabar Türklerinden ibaret olmadığı, aslen Sabar olan Semander ve Belencer adlı iki Hazar boyundan başka, hakanlık topraklarında yaşayan zümreler arasında türlü Türk gruplarının yer aldığı da şüphesizdir.[4]

      Bir başka kaynaklık ise, 6.yüzyılda Sabirler yavaş yavaş unutulurken aynı bölgede yani Don-İdil-Kafkasya üçgeni içinde bu kez Hazarlar görünmeye başladı. Aynı bölge ve sınırlar içinde bu iki devletin yer alması, bazı tarihçileri Hazarların Sabirlerin uzantısı olduğu düşüncesine götürmüştür. Başka bir kaynakta da Hazar adının Türklerin Sibirya diye adlandırdıkları kavime İranlıların verdikleri isim olduğunun yazılmış olması bu kanıyı güçlendirmektedir. Hazarların Türk oldukları konusunda tüm tarih kaynaklarında anlaşma vardır. Ne var ki nereden geldikleri konusunda değişik yorumlar ve görüşler bulunmaktadır.[5]

      Hazarlar’ın Türk oldukları konusunda genel bir anlaşma bulunmasına karşın bazı kaynaklarda eski Kafkasyalı bir boy oldukları da yazılmıştır. 580 yıllarında Avarlar Sürekli olarak Bizans’a saldırırken, Hazarlar ile Bulgarların Orta Asya’dan beraberce Kafkasya’ya geldikleri kaynaklarda görülmektedir. Bu sıralarda Kafkasya’nın  kuzeyinde on iki ayrı Türk kökenli kavim arasında kaynaşmalar olduğu görülmüştür. Hazarların güçlenmesi ve Sabirlerin sarsılmasından sonra bu kavimlerin bir kısmı Hazarlığın içinde dağılmış ve erimiştir. Bir kısım Sabirler ile öbür Türk boyları Güney Kafkasya’ya göçünü, Volga bozkırlarına Hazarlar kolayca egemen olurlar ve bir süre sonra kendi devletlerini kurarlar.[6]

      Hazarların tarih sahnesine çıkışları kaynakların ifadesi ile kesin olarak M.S.II.yüzyılın sonlarına doğru olmuştur. M.S.198. yılında Hazarlar Barsililarla olanla birlikte Ermenistan’a saldırmışlardır. M.S.III.yüzyıldan başlayarak IV.yüzyılın ortalarına kadar Ermenistan bölgesinde Bizans ve Sasani imparatorlukları arasında meydana gelen savaşlarda Hazarlar her zaman Sasanilerin yanında yer almışlar ve Bizansa karşı onlarla birlikte savaşmışlardır. Ancak M.S .IV. yüzyılın 2.yarısından itibaren Sasaniler Ermenistan’ı istila edip, komşularına karşı istilacı bir siyaset izleyince, Hazarlar Bu defa Bizans ile anlaşarak onlara karşı savaşmaya başlamışlardır. 363 yılında Bizans imparatoru Julian’ın Ermenistanda bulunan Sasanilere karşı yaptığı savaşa Hazarlar da katılarak Bizansa yardım etmişlerdir.[7] Böylece Bizans Hazarlar’ın gücünü iyice tanımaya başlamıştır.[8] 558 yılından sonuçları yıllarda Kafkasların hakimi ve Sasani ile savaşan bir kavim olarak bildirilen Hazarlar 576 yılında Kırımdaki Kerç kalesinin Göktürklerin eline geçmesiyle bu devletin sınırlarını Karadenize kadar ulaştırmışlardır.

      Hazarlar bundan sonra Göktürk Hakanlığının batıdaki en uç kanadını meydana getirmişler ve onların istekleri doğrultusunda hareket etmişlerdir. Hazarlar henüz müştekil bir devlet değillerdi; fakat Göktürk Devletinin 582 yılında Doğu ve Batı Göktürk diye ikiye ayrılmasında ve daha sonrada Batı Göktürk Devletinin yıkılmasından sonra kendi başlarına bağımsız bir Hakanlık olarak tarih senesine çıkmışladır. Hazarların tam bağımsız bir devlet haline gelmeleri ise 630 yılında almışlar ve bağımsızlıklarına kavuşan Hazarlar ilk önce Bulgarlar ve Slavlarla savaşmaya başladılar. Bulgarları 641 yılında Tuna’ya doğru göçe zorladılar ve 665 yılından sonra’da yıkılmışlardır. Böylece Hazar topraklarının sınırları iki katına çıkmıştır. Dinyeper ve Oka çevresindeki İslamları vergisine bağlayıp onları da Kuzeye itmişlerdir.[9]

      Sınırlar’ın Dinyeper’e kadar uzanmasıyla birlikte Kafkasların güneyinde de İslam ileri harekâtına karşı yolları kapamıştı. Araplar ile Hazarların mücadeleleri şiddetli ve devamlı oldu.[10] İlk Arap Hazar savaları 640 yıllarında olur. İslam orduları Derbend’in Kuzeyindeki Belencer kendini alırlar, ama Hazarlar bir süre sonra Müslümanları geri püskürtürler. En büyük savaş 652 yılında olur ve Araplar yenilerek geri çekilirler. Çetin savaşçı olan Araplara karşı zafer elde eden Hazarlar da dövüşken bir ulustu. Bu son savaştan sonra Araplar iç karışıklar ile uğraştıklarından, uzun bir süre Hazarlar İslam orduları ile savaş yapmadılar. Bu zaman zarfında, Hazarlar genişlemelerini sürdürdüler. Ve Kafkasya’nın Güney bölgelerini ele geçirdiler.[11] Bundan sonra, yarım asırdan fazla devam eden sınır boyu çarpışmalarını İslamların büyük çapta harekatı takip etti. Bu seferlerin başında Emevilerin ünlü kumandalarından Melsem b.Abdi’i Melike (Halife Velid I-705-75’in kardeşi) bulunuyordu. Derbend havalisine kadar uzanan Mesleme 714’de Derbend’i zaptetti ise de kendisinin İstanbul’a yürümek üzere Kafkaslardan ayrılmasından sonra, Hazar taaruzu karşısında Arap kuvvetleri geri çekildi. 722 yılında, Ermeniye valisi el-Carrah’ül-Hikemi Hazar ülkesinde büyük başarı kazandı. 730’a kadarki karşılıklı alanlar sonucunda Araplar tekrar Azerbaycan gerilediler. Fakat en mühim başarılarını Ermeniye ve Azerbaycan valisi Mervan. b.Muhammed’in 737’deki harekatı ile elde ettiler.

      Bu münasebetle hakanın İslamiyeti kabule zorlandığı söylenir.[12] Bazı kaynaklar kağan canını kurtarmak karşılığında Müslüman olduğu rivayet edilmektedir. Kağan’a Müslümanlığı öğretmek için din adamları gönderilir ve zorla Müslüman yapılmaya çalışılır. Kağan bir iki yıl Müslüman olmuş gibi görünürse de aslında olmaz ve Müslümanların baskıları karşısında yıkılmamak için bir süre sonra Yahudilik dinini benimser. Et ve şaraba düşkün olan Kağan bir türlü Müslümanlığı benimsemez. Kendisini ve ordularını toparladıktan sonra da Müslümanlığı kaldırır atar. Hazar ülkesini kendine bağlayan İslam komutanı Mervan, bir süre sonra iç karışıklıklar yüzünden ülkesine dönmek zorunda kalır.[13]

İslam halifeliğinde Abbasilerin iktidara geldiği dönemlerde Arap-Hazar mücadeleleri eski hızını kaybetmiştir. Ancak Hazarlar yine de Derben’den çıkarak Azerbaycan’a ve İslam ülkelerine saldırıp pek çok insanı öldürmüşlerdir. Bu arada Hazar askeri gücünü çok iyi anlayan Abbasi halifesi Ebu Cafer El-Mansur (754-775) Hazarlarla barış içerisinde yaşamak için büyük bir gayret sarfetmiş ve bu gaye ile kendisinin 758’de Daryal’da kurmuş olduğu Ermenistan vilayet merkezine vali olan Yezid b. Useyd al-Sulami’ye Hazar hakanının kızı ile evlenmesini tavsiye etmiştir. Valinin bu tavsiyesi kabul etmesi üzerine halan Tarhanlar refakatinde ağır çeyizi ve çeşitli hediyelerle birlikte kızım vilayet merkezi olan Berdaa’ya göndermiştir.

       Böylece Araplarla Hazarlar arasında çok kısa süreli de olsa bir dostluk kurulmuştur. Ancak prensesin bir müddet sonra doğum esnasında çocuğu ile beraber ölmesi, Hakanı bunun gerçekte bir ihanet sonucu olabileceğini düşüncesine sevketmiş ve bu bir savaş sebebi sayılmıştır.[14] Öfkeden küplere binen Hakan, büyük bir oduyla Kafkas ötesine geldi ve bulduğu bütün Arapları kılıçtan geçirtti ve İbni Asam’ın dediği gibi yeryüzünde eşi emsali görülmemiş panik yaşandı.[15] Hazarlar’ın İslam ülkelerine son akınları halife Harunurreşid zamanında olmuştur. 799 yılında Vezir Fadıl b.Yahya el Bermeki Hazar Hakanının kızı Sitit ile evlenmiş ve Sitit, hamile iken zehirlenerek Berdan’da ölmüştür. Stirit’in ölümü üzerine yanında bulunan Hazar askerleri ülkelerine geri dönerek Hakan’a kızımın eceli ile değil de kasten öldürüldüğünü söylemişlerdir. Bunun üzerine sinirlenen Hakan, İslam topraklarına saldırmış ve yüzbine yakın Müslüman esir almıştır. Bunun üzerine halife Harunurreşid, kumandanı Yezid’i Hazarlar üzerine göndermiş ve o da Hazarları Ermenistan’da, çıkarmayı başarmıştır.[16] Bundan sonra Araplar müdafaada kaldıklarından Arap-Hazar mücadelelerine son verilmiştir.[17] Hazarlar Batıda Araplarla çetin bir mücadele içine girip, ağır kayıplar verdikleri halde Doğu Avrupa ve Bizans sınırları ile Kırım ve Azak sahillerinde nüfuzlarını artırmıştı. Kırım Gotları VII.yy’da Hazarlar’a tabi oldu. Hazarlar 787 yılında Güney Kırım’daki Doros kalesini işgal etmişler ve böylece Gotların kırımdaki hâkimiyetleri sona ermiştir.[18]

      Hakikaten 8.9. asırlarda Hakanlık, İslam müelliflerin ifadelerinden de anlaşıldığı üzere, Çin-Bizans ile denk ayarda olmak üzere, Doğu Avrupa’nın en büyük siyasi teşekkülü durumunda idi. Sınırları bilhassa Batı ve Kuzey yönünde genişlemiş, Kuzey Kafkaslar’da “Serir” ülkesi Avarlar, Alanlar, On-Ogurlar ve Kafkasların dağlı kavimleri, Kurum’da Gotlar, İtil Bulgarları, Volga civarında Fin Ugor Burtasları ve başka çeşitli Fin kolları, Desna Irmağı ile Orta Dinyeper çevresindeki İslam kütlelerinden Radimiçler, Vyatiçler, Severranlar, Polianlar vb., kuban havalisindeki Macarlar ve Kiyef ile dolayları, hakanlığın idaresine girmişlerdir.

     Böylece, 9. asır sonlarına ait bir kaynakta hakanı “25 Kral’ın başında olduğu söylenen Hazarlara mevki, itibariyle Ortaçağın belki en canlı ticari faaliyet bölgesinin merkezinde yer almış olması idi.

Hazarlar, 7-9 yüzyıllarda Doğu Avrupa’da tam manasıyla bir Hazar Barışı çağını yaşamıştır. Bu barış, ulaşımı hızlandırmış, mal mücadelesini artırmış, dolayısıyla hakanlık Doğulu, Batılı milletlerden kütleler halinde ticaret ve sanat erbabının kaynaştığı bir ülke haline gelmişti. Bu sebeple, konuşulan çeşitli diller yanında türlü yazılar (Gök Türk, Arab, İbranı, Kiri) Kullanılıyordu[19]. İbn Rusteh’in el A’lak el-nefise adlı eserinde Hazar ülkesinde Müslümanlar Hıristiyanlar, Yahudiler ve Cahiliye dinlerine mensup kişiler bulunur. Çeşitli ırklara rastlanılır; Ruslar, Slavlar, vs. unsurlar da ikamet etmektedir.[20] Cemaat tam bir vicdan hürriyeti içinde kendi dininin ibadet ve ayinlerini icra etmekte idi. Kaynaklara (istahri, el-Mes’udi, ibn havkal) göre Hazar şehirlerinde camiler, kiliseler, sinegoglar yan yana bulunuyordu.

      İslamlığın Harezmiler aracılığı ile yayıldığı, ortadaki Hıristiyanlığın Bizans’tan geldiği ve Hazar Hakan’ının isteği üzerine meşhur İslav “Apostdu” Kyrillas’in başkent İtil’i ziyaretinden (861-862) sonra arttığı anlaşılıyorsa da, Museviliğin, üstelik yalnız Hakan ve ailesi ile idareci zümre dini olarak, ne zaman ve ne suretle kabul edildiği tam kesinliğe ulaşmış görünmüyor. Hazarlar’ın Museviliğe dönmesi umumiyetle Bulan adlı hakan bağlanmakta ve çeşitli tarihler verilmektedir.[21]

     10.yüzyılda Hazar devleti artık zayıflamağa başladı. Bu yüzyılın ortalarında Bizans Hazarlara karşı politikalarını değiştirmiştir. Bizanslılar Peçeneklerin yardımı ile Hazarlar’ın aleyhine hareket etmişler, Alanlar Hazarlar’ın bu durumundan faydalanmak üzere Hazarlar’a saldırmıştır.

     Rus prensi İgorun karısı Olga Bizans’a gelerek vaftiz edilmiş, yurduna döndükten sonra Rus ordusunun kumandanlığını oğlu Svetoslav’a vermiş, bu genç prens de annesinin milli dini terk etmesinden mütessir olmuş ve Bizans’tan öç almak için fırsat kollamağa başlamıştı. Svetoslav zengin batı eyaletlerine yerleşmeden önce Hazarlarla da çarpışmış, 965’de Hazar yurduna girerek ilerlemişti. Hazarlar bu tehlike karşısında bazı yardımcı kuvvetler alarak Ruslara karşı çıkmış, fakat savaşta mağlup olmuşlardır. Bunun üzerine Ruslar Hazarlar’ın meşhur şehri Sarbel’i zapt ve yağma etmişlerdir. 1016’da Bizans hükümdarı Vasilios II Hazar yurduna donanma ile kuvvet göndermiş, bu kuvvetleri Hazarlarla yaptığı ilk savaşta hakanı tutmuşlardır. Bundan sonra artık tarihlerde Hazarlardan bahsedilmemektedir.[22]

     Hazarlar’ın yıkılmasında şu sebepler etkiliydi; Hazarlar, iktisadan yükseldikçe devletin müdafaasında “ücretli” kıtalar kullanılmağa başlandı. Askeri kuvvet türlü memleketlerden getirilen kıtalardan teşekkül etti. İlk zamanlar bunun faydası görüldü. Fakat ülkenin iktisadi vaziyeti bozulunca, maddiyata dayanan askeri güç dıştan gelen tehlikelere karşı dayanamadı ve devletin dış güçler tarafından işgaline sebebiyet verdi.[23]

     Memleket’te dil ve din birliğinin bulunmaması, Peçeneklerin ülkeye yayılmaları, belki büyük karışıklık yılları olarak bilinen 854’lerde Kabarların, daha sonra Macarların ve ihtimal ile Kalizlerle Bulgarların İskil’lerin, yurttan ayrılmaları Hakanlığı büsbütün zarara uğratmıştır.[24]

     IX. yüzyılın ortalarında İtil-Harzem ticaret yolu Peçenek Türkleri tarafından işgal edildi ve Hazar ticaretine büyük darbe indirildi Peçenekler kısa zaman zarfında Don’dan Dnyester’e kadar bütün Karadeniz bozkırlarını işgal ederek buradaki Hazar hâkimiyeti ve nüfusuna nihayet verdi.[25]

     O sıralarda Slav kabilelerini bir devlet halinde birleştirmeğe çalışan Skandinavyali Vareg-Ros (Rus)’lar 862 tarihinde ilk Rus-Slav Knezliğini (beyliğini) kurdu. Bu beylik Peçenek-Hazar mücadelesinden istifade ederek Kiyef’i ele geçirdi, burası Rus-Slav devletinin merkezi oldu ve Slavlar üzerindeki Türk Hazar hakimiyeti kalktı.[26]

     Hazarlar dağıldılar. Tmutorokan’a, Kırım’a doğru çekilenler topluluk hayatını devam ettirmeğe çalıştılar. Diğer taraftan Hazarlar yabancı ülkelerde de bazı hatıralar bırakmışlardır. İslah b.Kündücük, Abbasi halifesi el-Mu’temid zamanının (870-891) tanınmış Kumanlarındandı. Tegin b.Abdullah’il Hazari üç kere Mısır valiliği yapmıştı. Hatta Ye’cüc Me’cüc seddini aramak üzere halife el-Vasık (842-847) tarafından Kafkaslar’a gönderilen ve Türkçe’de bildiği söylenen Selam-ut-Tercüman’ın aslen bir Hazar Musevisi olduğu rivayet edilmiştir. Kafkaslarda yaşanan Karaçayların Hazarlarla akrabalığı ileri sürülmektedir. Bugün Hazarlar’ın hatıralarından biri Hazar Denizinin adıdır.[27] Bunun yanında Doğu Avrupa’da olup ta Musevi olanlar Hazar boylarıdır. Diğer boyları ise Türk ve İslav Boyları arasında eridiler.[28]

     Hazarlarda Dil: Hazarların dili hakkında doğu İslam kaynaklarında birbirini tutmayan izahat bulunmaktadır. El Belhi Hazarlar’ın dili Türklerin diline benzemektedir der. İbn Fad’lan da Hazarlar’ın dili Türkçe ve Acemceden ayrılmakta olup, diğer hiçbir kavmin diline benzemez, demektedir.

Bir Ermeni Kaynağı ise; Hazarlar’ın en büyük tanrılarının Tengri Han olduğunu kaydetmektedir. Kağan, beş-yıllık, Şad, Tarhan, Tudun gibi unvanların Hazarlar arasında kullanılmış olduğunu görüyoruz.

      Hazarlarda Din: Uygurlarda olduğu gibi, muhtemelen muhtelif dinler mevcut idi. Milli Türk dini olan Şamanizm’den başka, makalemizin gelişme bölümünde de arzettiğimiz üzere, İslamlık, Hıristiyanlık ve Yahudilik Hazar dinleri arasındaydı. Mesudi, Hazarlar’ın Harun-er-reşid zamanında (786-89) Hazarlar’ın Yahudi dinini kabul ettiğini yazmaktadır. Hazarlar’ın Müslüman olması Araplarla temaslarından sonra gerçekleşmiştir.[29]

Önemli Şehirleri Kırım, İdil (Volya), Hazaran, Semender, Balancar,

Uğraş Alanları: Arıcılık, ziraat, ticaret ile uğraştılar. Bunun yanı sıra; Un, bal balmumu, kadife, ve deri ticareti yapılırdı.

Yazı: İbrani yazısı, Bizans’tan yunan yazısını, Araplardan Arap yazısını öğrenmişlerdir. Bunun dışında Göktürk yazısını da kullanmışlar.[30]


 


[1] Yakov Kuzmin Yumanadi, Pauel Kuleshov, “Hazarlar”, Türkler Ansiklopedisi, çev: Babur Turna, Ankara, Yeni Türkiye yay, cilt 4,s.464.

[2] Mualla Uydu Yücel, “Hazar Hakanlığı”, Türkler Ansiklopedisi, cilt, 2. yeni Türkiye yay.s.445.

[3] Mualla Uydu Yücel, .s.445.

[4] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul, Ötügen yay; 1999,s.167.

[5] Anıl Çeçen, Türk Devletleri, Ankara, Yeni Avrasya yay; 2003,s.124.

[6] Hüseyin Namık Orkun, Türk Tarihi, Ankara, Akba kitabevi, 1946,s.144, 1a 5210, Rasanyi, Türk Devletlerinin Batıdaki Varisleri ve İlk Müslüman Türkler, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1983,s.1.

[7] Mualla Uydu Yüce,  s.446.

[8] İbrahim Kafesoğlu, s.168.

[9] Mualla Uydu Yüce,  s.47.

[10] İbrahim Kafesoğlu, ,s.169.

[11] Anıl Çeçen, s.126.

[12] İbrahim Kafesoğlu,.s.169.

[13] Anıl Çeçen, Türk Devletleri, Ankara, Yeni Avrasya yay: 2003-s.127, Kevin Alan Brook, “Hazar Bizans ilişkileri”, Türkler Ansiklopedisi, cilt II, Yeni Türkiye yay.s.474-477.

[14] Mualla Uydu Yücel, .s.448.

[15] M.İ.Artamonav, Hazar Tarihi, çev: D.Ahsen Batur, İstanbul, Selenge yay: 2004,s.327.

[16] Mualla Uydu Yücel, ;s.449

[17] Hüseyin Namık Orkun, ,s.148.

[18] Şükra Kaya Şerefoğlu, Adnan Müdderisoğlu, Türk Devletleri Tarihi, Ankara, Azerbaycan Kültür Derneği yay: 1986,s.55.

[19] İbrahim Kafesoğlu, ,s.170.

[20] Ramazan Şeşen, İslam Coğrafyacılarına göre Türkler ve Türk ülkeleri, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 2001,s.46.

[21] İbrahim Kafesoğlu, ,s.47.

[22] Hüseyin Namık Orkun, ,s.150-151.

[23] Şükrü Kaya,s.54.

[24] İbrahim Kafesoğlu, ,s.178.

[25] Hüseyin, Namık Orkun, ,s.151.

[26] Şükrü Kaya Seferoğlu, Adnan Mudderisoğlu, ,s.54.

[27] İbrahim Kafesoğlu, ,s.178.

[28] Anıl Çeçen, ,s.133.

[29] Hüseyin Namık, Orkun, ,s.152,153.

[30] Hüseyin Namık Orkun, ,s.155.

 

 

 

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün11
mod_vvisit_counterDün25
mod_vvisit_counterBu Hafta78
mod_vvisit_counterGeçen Hafta193
mod_vvisit_counterBu Ay875
mod_vvisit_counterGeçen Ay987
mod_vvisit_counterToplam23033

Online (20 dakika içinde): 5
IP NO: 38.107.191.86
,
Bugün: Tem 30, 2010