Buradasınız: Home Yeniçeri 1. Sayı Türklerde Haciplik Kurumu
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Arama

YENİÇERİ PERİYODİK SOSYAL BİLİMLER AKADEMİK ARAŞTIRMA DERGİSİ PERIODICAL ACADEMICAL RESEARCH ON SOCIAL SCIENCES



Türklerde Haciplik Kurumu

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Yeniçeri Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi / Journal Of Social Sciences,C.1,S.1,2009

        Ayşe Tanık Zorlu

        Ortaçağ Tarihi A.B.D. Yüksek Lisans Öğrencisi      

       Hâcib kelimesinin sözlük manası Arapça “Hacb” kökünden men etmek, mahrum bırakmak anlamına gelmektedir.[1] Köprülü de “Acaba” kelimesinden, birinin bir yere girmesini men etmek ve bundan “hâcib” kapıcı manasına geldiğini belirtmektedir.[2] Kaşgarlı Mahmud da hâcib ile ilgili olarak şu bilgiyi vermektedir: “Tayangu aslında hâcib demektir. Bu manada hâcib sözünün kullanılışı yaygınlaştıktan sonra Tayangu terk edildi. Bu, onların itimat etti manasındaki “tayandı” sözünden gelmektedir. Hükümdar hâciblere itimat eder. Reaya da onlara güvenir. Kendi dileklerini ve işlerini hâcib vasıtasıyla hükümdara iletir ve cevabını da onun vasıtasıyla alırlardı. Kaşgarlı’nın verdiği bu bilgiden anlaşıldığına göre, şüphesiz batıdan gelen İslâmî tesirlerle Karahanlılar bu makam sahibine Tayangu demeyi bırakarak, onun yerine hâcib’i kullanmaya başlamışlardı.[3]

       Hâciblik kurumunun ortaya çıkışını Arap tarihçi ve filozof İbn Haldun şöyle açıklamaktadır: “Halktan uzak kalan devlet başkanı tebaanın şikâyetlerini ve dileklerini dinlemek üzere halk ile temasta bulunmaya mecbur olduğu için yardımcılarından ve yakın adamlarından güvendiği birisini kapısına memur eder. Bu yolla kapıcıbaşılığı (mabeyncilik) görevi ihdas olur.”[4]

      Kaşgarlı’nın, Balasagunlu Yusuf’un ve İbn Haldun’un izahatlarından açıkça anlaşılıyor ki hâcibler hükümdar ile reaya arasında bir aracıdırlar ve her isteyen dileğini bunlar vasıtası ile hükümdara iletebilmektedir. Nitekim Yusuf da “Ulu Hâcib nasıl bir insan olmalı ki gerek beyin kendisi gerekse bütün memleket ona güvensin, halk da onlara dua etsin.” diye bir ifade kullanarak hâcib’in asıl görevinin bu aracılık işi olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca yine onun hâcib hakkındaki “soyu-sopu temiz ve tabiatı iyi olmalıdır ki halka faydalı olsun” ve “hâcib olmak ve öne geçerek insanlara yol göstermek” gibi kayıtları da bu hususu doğrulamaktadır.[5]

      İbn Haldun da hâcib’in vazifeleri ile ilgili olarak şunları söylemektedir: “Hükümdarlar kendi katlarına girenlerin edep ve kaidelerine aykırı olan ve kendilerini kızdıran muamele ve hareketleri görmek istemezler, bu riayetsizlikten dolayı da ziyaretçileri cezaya çarptırmak istemezler. Bu sebepten devlette iki türlü kapıcı (Hâcib) tayin etmek adet oldu. Biri hükümdarı halktan perdeleyen genel mahiyetteki kapıcıdır. O, kabul zamanlarında halkı sultanın katına sokar, diğeri özel mahiyette kapıcıbaşı (Başmabeynci) olup hükümdarı halktan gizler. Hükümdarın katına ancak yakınları ve devlet ricalini sokar, bundan dolayı Hâcib adı, daha özel manada bu sonuncusuna tahsis edildi.”[6]

 

       Hâcib’in en önemli görevi aracılık işidir. Bir başka söyleyişle hâcib, idare edenin idare edilenle ilişkilerini tanzim eden kimsedir. Balasagunlu Yusuf,”Bir beyin gören gözü Ulu Hâcib’dir” demek suretiyle bu gerçeği çok güzel bir şekilde dile getirmiştir. İdare edilenler şüphesiz en yoksul kimseden en yüksek rütbeli beylere kadar herkes idi. Bu bakımdan hâcib de bütün insanların dilek ve arzularını yerine getirmek durumundaydı. Dolayısıyla kendi maiyetinde çalışan hâcibler dâhil, büyük veya küçük bütün devlet ve saray vazifelerinde maruzatta bulunacakları ilk önce o kabul eder, agıçı (hazinedar) ve bitigçi (kâtib) gibi yüksek rütbeli memurlardan, elbiseci ve ayakkabıcı gibi zanaatkârlara ve öteki iş-güç sahiplerine kadar herkesle münasebette bulunup dileklerini dinlerdi.[7]

      Yine bilhassa fakir, dul, öksüz ve yetimlerin, istek ve şikâyetlerini dinlemek ve hükümdara arzetmek onun başlıca vazifelerinden olduğu gibi haksızlığa uğrayıp hak talebinde bulunanları kabul ederek, mezalim gününde onlara yol göstermek ve hükümdarın huzuruna çıkarmak da hâcibin en mühim görevlerindendi. Nitekim Balasagunlu’nun hâcibden söz ederken, “O, çok akıllı ve alçak gönüllü olmalı; fakir, dul ve yetimlere karşı şefkatli davranmalıdır” demesi de şüphesiz onun bu görevi ile ilgilidir.[8]

 

      Diğer taraftan hangi vesileyle olursa olsun huzura çıkacaklara yol göstermek ve huzura kabul ile ilgili merasim, örf ve âdetlerin yerine getirilmesini sağlamak da hâcibin işi idi. Bununla ilgili olarak Kutadgu Bilig’in Ay-Toldı’sı ile ilgili bahisten söz etmek gerekir: “Hükümdar kapısında hizmet etmeyi düşünen Ay-Toldı bu arzusunu arkadaş edindiği Küsemiş’e bildirir. Küsemiş, hükümdarın mahrem-i esrarı olan “Hâs Hâcib” i yakından tanımaktadır. Ay-Toldı’nın isteğini ona anlatır. Hâcib “ilk önce bana gelsin, sonra ben meseleyi hükümdara arzedeyim. Ne vakit geleceği ve hangi gün huzura çıkarılacağı tayin edilsin” der. Bunu üzerine Küsemiş ile Ay-Toldı saraya girerler. Hâcibin adamlarından biri gelerek onları karşılar. Sonunda hâcib onları kabul ederek oturmaları için yer gösterir. Küsemiş’in işi burada bitmiştir, çıkıp gider. Hâcib Ay-Toldı’dan ne istediğini sorar. O da hükümdara hizmet etmeyi arzuladığını ve kapusunda çalışmak için geldiğini söyler. Hâcib Ay-Toldı’nın arzusunu hükümdara ileteceğini belirtir. Nihayet uygun bir zamanda hâcib meseleyi hükümdara açar. Ay-Toldı’nın hal tavır ve asâletini hükümdara anlatarak, onun akıllı ve bilgili biri olduğunu arzeder. Hükümdar da “Getir onu bir göreyim, git onu huzuruma getir” der. Hâcib huzurdan çıktıktan sonra gulâmlarından birini koşturarak Ay-Toldı’ya haber salar. Hâcib onu karşılayarak içeri alır ve tör’de (baş köşede) yer verir. Daha sonra hükümdarın huzuruna girerek Ay-Toldı’nın huzura kabul edilmek için beklediğini arzeder. Hükümdarın “ Çağır gelsin” demesi üzerine de çıkıp “Ey Ay-Toldı kalk ve hükümdarın huzuruna gir” der. Ay-Toldı huzura girerken diz çöker ve başını önüne eğerek söze başlar.”

 

      Hâcibin bu anlatılanlar dışında bir başka görevi de elçilerle ilgili idi. Balasagunlu’nun bu husustaki kayıtlarından anlaşıldığına göre yabancı elçilerin geliş-gidişlerinde onları karşılayıp uğurlamak ile dönüşlerine izin verilmesi hususu da dahil olmak üzere istihkakları olan ihsan, hediye vesairenin teminine bakmak da hâcibin işi idi. O, elçilerin kalacakları yer ile yiyecek ve içeceklerinin temininden başka durumlarına göre hediye verilip verilmemesini de karara bağlardı. Elçilerin kabulü sırasındaki merasim usûl ve âdabının yerine getirilmesi de şüphesiz onun görevlerindendi.

 

     Ulu Hâcibin emrinde başka hâcibler de vardır. Kutadgu Bilig’deki “Ulu Hâcib nasıl bir insan olmalı ki o diğer hâciblere baş olsun” şeklinde bir ifade onun emrinde çeşitli rütbelerde hâcibler bulunduğunu gösterir.Tüm bunların yanında toplu resmi kabullerde Ulu Hâcib doğrudan görevli idi. Yusuf’un “Hâcib zekî olmalı ve kanunu iyi bilmelidir” ve “kanun, usûl ve örfü yerine getirmek ince bir iştir. Ulu Hâcib bunları tanzim ederek yol ve kapuları açar” şeklindeki sözleri, toplu kabullerle ilgili merasim usul ve âdetlerinin uygulanması işinin de Ulu Hâcib’in vazifeleri arasında olduğunu gösterir durumdadır. Ancak, öyle anlaşılıyor ki Ulu Hâcibler bu işi Bıruk (Buyruk) adı verilen teşrifat memurları vasıtasıyla yerine getirmektedirler. Zira Kaşgarlı Mahmud, resmi kabullerde devlet büyüklerini hükümdarın huzurunda rütbe ve mertebelerine göre oturtma işinin “Bıruk” adı verilen memurun vazifesi olduğunu kaydetmiştir.Ulu Hâcib ile öteki Hâciblerin emrinde çeşitli işlere koşturup hizmetlerini gördükleri gulâmları da vardı ki Yusuf, bunlardan genellikle “oglan” ve “Hâcib kişisi” olarak söz etmektedir.

 

     Bütün bu anlatılanlardan sonra Ulu Hâcib’in, emrindeki öteki Hâcibler ve görevlilerle birlikte yerine getirmekle hükümlü olduğu işleri şöyle sıralayabiliriz:

 

1 Hükümdar ile hükümet ve yine hükümdar ile halk arasında aracılık yapmak.

 

2 Mezalim günlerinde ötükçileri (maruzatı olanları) veya haksızlığa uğrayıp adalet talebinde bulunanları huzura çıkarmak.

 

3 Merasimlerde ve toplu kabullerde huzura gelen devlet büyüklerini ve öteki ilgilileri rütbelerine göre yerleştirmek.

 

4 Yabancı elçilerin her türlü işleriyle ilgilenmek.[9]

 

      Türk-İslam coğrafyasında ortaya çıkan, saray hizmetlileri içerisinde vezirden sonra en önemli vazife Hâciblik idi. Hâciblerin yerine getirdikleri görevler diğer Türk devletlerinde biraz daha gelişmiş ve değişmiş olarak karşımıza çıkar. İslam coğrafyasında 10.yy’da kurulan ilk Türk devletlerinden sayılan Gaznelilerde de bu vazife var idi. Gazneliler’de Hâcib devlet erkanından sayılır ve hükümdarın toplantılarına katılırdı. Hâciblerin amiri Hâcib-i Buzurg hükümdar fermanı ile gelirdi. Kendisine hilât giydirilirdi.”Kös,bayrak” gibi emirlik alametleri verilerek sair hediyeler köleler ve paralar ihsan edilirdi.[10]

 

       Büyük Selçuklularda saray teşkilatında hükümdardan, bütün devlet teşkilatında vezirden sonra gelen en büyük makam sahibi Hâcib-i Buzurg idi ve bu kişi emir rütbesine sahibti. O, bütün saray erkânı gibi ehl-i seyf sınıfına mensuptu. Selçuklularda biri saray hizmetlileri diğeri de askeri birliklerin kumandanları olmak üzere iki çeşit Hâcib görülmektedir. Gaznelilerde de saray Hâcibleri ile kumandan Hâcibler ayrıydı.[11] Karahanlılarda ise Ulu Hâcib’in ve diğer Hâciblerin askeri sınıftan olduğuna dair herhangi bir bilgi yoktur. Hatta Yusuf Has Hâcib’in eserinden anlaşıldığına göre kendisi ehl-i kalem’den idi. Hâcibler ile ilgili farklı bir uygulama Büyük Selçuklularda Alparslan zamanında görülür. Alparslan Abbasi Halifesine bir elçilik heyeti gönderdi. Bu heyet içerisinde Hâcib Aytekin de vardı. Alparslan adına mektupları Halifeye ve vezire Hâcib Aytekin takdim etti.[12]

 

      Burada değinilebilecek başka bir uygulama ise sarayda hükümdarın teşrifat işleri ile görevli Hâciblerin yine hükümdarın isteğiyle vezirliğe yükseltilmesiydi. Bu uygulamayı ilk defa Büyük Selçuklu Devletinin kurucusu Tuğrul Bey zamanında görüyoruz. Tuğrul Bey’in veziri Amidü’l-Mülk Kunduri vezirlik makamına gelmeden önce Tuğrul Bey’in Hâcibi idi.[13]

 

      Bütün bunların yanında Balasagunlu Yusuf, iyi bir hâcibin sahip olması gereken özellikleri şöyle belirtir: Ona göre Ulu Hâcib emniyetli, dürüst, dini bütün, soyu-sopu temiz ve tabiatı iyi bir insan olmalıdır. Ayrıca gözü tok, hayâ sahibi ve nazik olmalı; zeki ve bin türlü bilgiye sahip olmalıdır. Zira gözü tok kimse görev başında rüşvet almaz. Hâcib vazifesi başında uyanık ve anlayışlı olmalı, yüzü ve kıyafeti güzel, saçı-sakalı düzgün, erkek sesli ve açık sözlü olmalıdır. Hükümdarın sözünden dişarı çıkmamalı, her duyduğu şeyi ifşa etmemeli, huzurda gözlerine ve maruzatta bulunurken de sözlerine dikkat etmelidir.[14]

 

[1] Osmanlıca-Türkçe Büyük Lügat, (yayın Heyeti; Abdullah Yeğin ve arkadaşları) TÜRDAV  yayınları, İstanbul 1985.

[2] F.Köprülü, “Hâcib” Maddesi, İslâm Ansiklopedisi, V

[3] R.Genç, Karahanlı Devlet Teşkilâtı, İstanbul 1981, 199.

[4] İbn Haldun, Mukaddime, Çev. Zakir Kadiri Ugan, İstanbul 1989,II , 87.

[5] R.Genç,200.

[6] İbn Haldun, II, 88.

[7] R.Genç, 200.

[8] R.Genç, 200.

[9] R.Genç, 200-205

[10] F.Köprülü,

[11] R.Genç, a.g.e., s.207.

[12] M. A. Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Ankara 1991, III,208.

[13] A. Taneri , Celaleddin Harezmşah ve Zamanı, Ankara 1977, 114.

[14] R.Genç, 209. 

 

 

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız, eğer kayıtlı değilseniz lütfen ilk önce kayıt olunuz.

busy
 

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün23
mod_vvisit_counterDün27
mod_vvisit_counterBu Hafta177
mod_vvisit_counterGeçen Hafta183
mod_vvisit_counterBu Ay135
mod_vvisit_counterGeçen Ay917
mod_vvisit_counterToplam24153

Online (20 dakika içinde): 5
IP NO: 38.107.191.85
,
Bugün: Eyl 05, 2010