AK RENGİN TÜRK TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ
Yeniçeri Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi / Journal Of Social Sciences,C.2,S.2,2009
Ayşe Tanık Zorlu
Ortaçağ Tarihi A.B.D. Yüksek Lisans Öğrencisi
Ak renk Türk tarih ve kültüründe zengin bir mana içerir. Kaşgarlı Mahmut ak rengi; “Ak, her şeyin beyazı” şeklinde açıklıyor. Bu ifade çok açık ve sadedir. Yine Kaşgarlı’nın bildirdiğine göre bu “ak” kelimesi Oğuzca’dır. Diğer Türkler ise “ak olan nesne “anlamında “ürüng” kelimesini kullanırlardı.
Ak renk Türklerin en eski inançlarından olan Şamanist dönemle ilgili bazı manevi inanmalardan kaynaklanarak çeşitli manalar almıştır. Şöyle ki Türk Şamanizminde Ülgen hayır ilâhıdır. Şaman dualarındaÜlgen’e ‘Beyaz Parlak” (Ak-Ayas) şeklinde hitap ediliyordu.
Şaman inanışına göre Tufan’dan sonra Ülgen, insan yaratmağa girişti. Kardeşi Erlik ( Kötü ruhların ilâhı) O2nun adam yarattığı çiçeğin bir parçasından alarak bir insan yarattı. Ülgen bunun üzerine kardeşine darıldı ve ona “Senin yarattığın Kara Kavim olsun. Benim yarattığım kavim Ak Kavim şarka, senin yarattığın kavim garba gitsin.” dedi.
Yakutlar, ilk ve büyük yaratıcılarına Ürüng (Beyaz) Ayıg (Yaratan) Toyon (Tanrı) derlerdi. Bu Beyaz yaratıcı Yakutların en büyük Tanrısı idi. Altay Türk halk edebiyatında hayır ilâhı Ülgen’i temsil eden ak, cennet anlamına da gelir. Bu sebeple şamanlar külahlarını bilhassa beyaz kuzu derisinden yaptırırlardı. Çünkü inançlarına göre beyaz renk temiz ruhların hoşuna giderdi.
Ak sözü ve rengi Şamani Türk inançlarına göre arılık ve yüceliğin sembolü haline gelmiştir. Altay inanışına göre cennette oturan Tanrılara “Aktu” yani “Aklılar, rengi ve ruhu apak olan derlerdi. Bunların bulunduğu katta “Süt Ak-Köl” yani Süt rengi gibi ak olan göl de vardı. Yaratıcı, bu Süt Ak-Köl’den ruh alır ve yeni doğan çocuğa verirdi. Altay ve Sibirya masallarında bu Süt Ak-Köl’ün sonunda, dünyanın bittiği yerde Ak-Dağ vardı. Türk mitolojisinde Ak-Dağ efsanevi ve kutsal bir dağdır. Bir dağa eğer ak denmişse onda manevi bir sebep aranmalıdır. Yakut Türklerine göre Tanrı bembeyaz ve apak bir dağ üzerine oturmuştu. Altay destanları içinde Ak-Dağ, Ak-Han’ın bir yaylası idi. Orada ava çıkıyordu. Bu dağda bazı kutlu ve ilâhi belirtiler görülüyordu. Oğuz destanı içinde Ak-Dağ yarı efsanevi ve yarı gerçek olarak görülüyordu. Oğuz Kağan veziri Sülek’e Semerkand ile Akdağ’ı vermişti. Batı Göktürk Kağanlığı’nın otağı Ak-Dağ üzerinde bulunuyordu. Bizans kaynakları bu dağı Ek-Tağ olarak tanımışlardır. Uygur Türeyiş Efsanesi’nde Bögü Kağan kutlu kız zaman zaman Ak-Dağ üzerinde buluşuyordu.
Türk efsanelerinde ak evler veya ak otağlar da önemlidir. Bu evler yalnızca temiz değil; erdem dolu evlerdir. Manas öldükten sonra mezarı için Gök-saray ile birlikte kullanılan Ak-Saray ifadesi genel olarak dünya otağları için kullanılan bir deyimidir. Cengiz Han’ın mezarının yanına onun ulu hatırası için 5 ak ev yapıyorlar. Burada da bir kutluluk hatırası var.
Başlangıçta Türklerin sosyal sınıflandırılmasında çadırların renkleri çok önemli rol oynamıştı. Devletinin teşkilatlanmasında Türklerin büyük bir rol oynadığı Cengiz Han’ın oğlu Cuci ölünce yerine 18 oğlu kalır. Cuci’ye idaresi verilen Deşt-i Kıpçak bölgesinin yeni idarecisinin tayini için oğullar dedeleri Cengiz Han’a başvururlar. Cengiz Han Cuci’nin ikinci oğlu Batu’ya altın aksamlı Ak-Orda’yı, ağabey Orda’ya gümüş aksamlı Gök-Orda’yı kurdurarak idarenin Batu’ya verildiğini bu şekilde belirtir. Dede Korkut’ta da ak otağları görüyoruz. Şöyle ki: Bayındur Han toy edip Oğuz beğlerini konuklar. Bir yere ağ otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere de kara otağ kondurur… Hizmetkârlarına oğlu olanı ağ otağa kondurup altına ağ keçeyi sermelerini ve ağ koyun yahnisinden önüne getirmelerini söyler. Böylece Bayındur Han oğlu olanı ak otağa kondurarak onu şereflendirir. Yine bir başka öyküde Kanlı Koca oğlu Kanturalı evlenmek istediği Selcen Hatun’un yakınları tarafından iyi karşılanır. Bunun içindir ki Kanturalı’ya ak çadır dikerek onu şereflendirmişlerdir.
Türklerde törenlerde kurban edilecek at ve koçlar beyaz renklidir. VII. Yüzyılın ilk yarısında Göktürk hakanı Ki’eli ile Çin imparatoru barış sözleşmesi yaparken akboz at kurban kesmişlerdi. Manas Destanı’nda oğlu Manas’ın ruhuna akboz kısrak kurban ediyor. Şamanizm geleneklerine sadık kalan Moğollar güz mevsimi bayramında akboz kısrağın sütünden yapılan kımızla tören ve saçı yaparlardı. Dede Korkut’ta da beyrek ölürken ağboz atının kuyruğunun kesilmesini vasiyet ediyor. İlhanlılar (1220-1350) zamanında yapılan bahar bayramlarında beyaz kısraklar takdis edilirdi.
Yüz, eski Türklere göre insanın en önemli yeri idi. İyi insanların yüzleri aktı. Yine Türkler bir insanoğlu olan ihtiyarlara “Ak Sakallı” derlerdi. Kuzey Türk destanlarında Ak sakallı bir ihtiyarın ortaya çıkıp oğlanın adını verip sonra da kaybolduğu sık sık görülür. Türklerde büyük yiğitlerin adları ya Dede Korkut gibi büyük ozanlar veya ak sakallı, gök sakallı kutsal kimseler tarafından verilirdi.
Türklerde tecrübeli, görmüş ve geçirmiş ihtiyarlara da aksakallı denirdi. Oğuz Kağan’ın yanındaki ak sakallı ve kır saçlı, uzun tecrübeli ihtiyar O’nun veziriydi. Türklerde yaşlılara saygı esastı. Kaşgarlı “ak sakal er”i saçı sakalı ağarmış olan adam olarak tanımlamaktadır. Dede Korkut’ta da “ak sakalı, aziz, izzetli canım baba”, “ak sakallı pir kocaları yanına aldı”, ağ pürçekli anam” gibi ifadelerle yaşlıya saygı ve sevgi anlatılmaktadır. Kaşgarlı’nın “Birisi yaşlıya saygı gösterse uğur ve kut (devlet) bulur.” Şeklinde bir atasözü kaydetmesi hem Türk toplumunda yaşlılara saygının mahiyetini hem de bunun çok eski bir anlayış olduğunu göstermektedir.
Eski Türklerde ak, soyluları sembolize eden bir renkti. “Kitabelerdeki “Türk kara kamıg bodun ança timiş” ifadesindeki “kara kamıg bodun” kara kemikli halk manasındadır. Bu ifade “Ak kamıg bodun” un olabileceğini de aklımıza getiriyor. Yine kitabelerde geçen “ürüng begig” “ak bey- asil bey” olarak çevrilebilir. Kutadgu Bilig’de hükümdar ile halkın farklı olduğu şu beyitlerle söyleniyordu: “Siyah kul rengidir, bey beyaz olur; siyah ve beyaz böylece ayırt edilmiştir.” ve “Ey apak tabiatlı insan, sen karaya yaklaşma; dikkat et beyaza siyah çabuk bulaşır.”
Bu beyitlerden anlaşılacağı üzere avam halkın ( il karası) ve beyin ( ürüng begig) tabiatları ve istekleri tamamen birbirinden farklıdır. XI. Yüzyılda Türk toplumunun üç tabakasından birini oluşturan beyler sınıfına dahil olanlar, başta hükümdar olmak üzere devlet hizmetinde fiilen hizmet alan beyler ile budun ve boy beyleridir. Beyler en önemli sınıf olmalarına rağmen sonsuz ve sınırsız bir yetkiye sahip değildiler. Türklerdeki kut anlayışı sonsuz bir hâkimiyete izin vermiyordu. İdare yetkisi bazı şartlarla sınırlandırılmıştı. Bunların başında dağınık boyları toplayıp nüfusu çoğaltmak, halkı doyurmak ve giydirmek gelir. Kutadgu Bilig’de halkın hükümdardan istedikleri; iktisadi istikrar, adil kanun ve asayiş olarak sıralanmaktadır.
Türklerde askeri birliklerin içinde subay ve yöneticiler kendilerini askerlerden ayırabilmek için beyaz giymişlerdir. Beyaz renk bilhassa Hun büyüklerinin ve subaylarının bir üniforması gibiydi. Bunun yanında beyaz elbise Mani dininin de bir özelliğidir. Çin kaynakları Mani dinine mensup Uygur devletlerinden bahsederken onların beyaz elbiselerini söylemeyi ihmal etmezlerdi.
Türklerde ak rengi hâkimiyet sembolü olan sancak ve bayraklarda da görüyoruz. Bu durum Hunlardan beri devam edegelmiştir. Dede Korkut Oğuz beğlerinden bahsederken “ak sancaklı” veya “ak âlem” ifadelerini kullanıyordu. Osmanlı saltanat sancakları arasında “Ak Alem” asıl saltanat sancağıdır ve Osmanlılar bu sancağa “Baş Alem” derler. Akkoyunlu hanedanına ait sancak ve bayraklar da beyazdı. Mısır Memlüklerinde sultanın en büyük sancağı ak renkli idi. Aynı zamanda Türklerde çadır veya ev üzerine asılan bayrak bir ölü olduğuna, bu bayrak beyaz renkli ise ölen kişinin şehit olduğuna işaret ederdi.
Bunların yanında ak renk, Türklerde yön olarak batıyı temsil ediyordu. Dört yan ve gök Türk Devleti’nin mekânını meydana getiriyordu. Türklere göre devlet içindeki mevkiler gökten itibaren sıralanıyor, yeryüzünde sağa ve sola dağılıyordu. Türklerde güneşin doğduğu taraf olduğu için doğu yönü kutsaldır. Batı ise doğudan sonra ikinci sırada gelir. Orta Asya’nın coğrafi durumu bakımından eski Türk devletleri doğu-batı yönünde uzanmışlardı. Batıda bulunan Güney Asya bozkırları Türklerin yüzlerini ister istemez bu yöne çevirmiştir.
Büyük Hun Devleti’nde ve daha sonraki Türklerde mesela Oğuz Kağan Destanı’nda yüz güneşe doğru dönülürdü. Bu duruma göre sol taraf doğu, sağ taraf batı yönüydü. Büyük Hun Devleti’nde sol, Oğuz Kağan Destanı’nda sağ yan daha önemlidir. Oğuz han’ın sağ yanında gökle ilgili adlar taşıyan üç oğlu yani “Bozoklar” vardı. Esasen sağ tarafın sembolü bir “Akkoyun”, solun ki ise “Karakoyun” idi. Sağın renginin beyaz oluşu da bu yöndekilerin soyluluk ve üstünlüklerini gösteriyordu.
Eski Türklerde yönlerin her biri bir hayvanla sembolleştirilmiştir. Buna göre batıyı beyaz pars temsil etmekteydi. M.Ö 200 tarihinde Mao-tun, Çin ordusunu kuşatma altına almıştı. Her yöne farklı renklerde atları olan askerleri yerleştirmişti. Beyaz atların hepsi batı yönünde yer almışlardı. V. Yüzyılda Horasan’daki bir Altay kavmi olan “Ak Hunlar” ifadesi herhalde doğudaki anavatanlarından haberdar olmalarından dolayıdır. Bu yüzden kendilerine “Ak Hunlar” yani “Batı Hunları” demişlerdir. Bin yıl önce Türkler Akdeniz’i fethettikten sonra Türkler, Bulgarlar ve Yunanlılar batıdaki denize “Akdeniz” adını vermişlerdir. Cengiz’in oğlu Çağatay’da batıya naip olarak atandığı zaman “ak” yani batıdaki hükümdar unvanını almıştır.
Altaylardaki Pazırık buluntusundaki cesetlerin yüzleri batıya bakar şekilde yerleştirilmişti. Çünkü Altaylarda yaşayan bu en eski Türk topluluklarının inancına göre ölümden sonraki hayat batıda tekrar yaşanacaktı. Tüm bunların yanında bugün sıkça kullandığımız “yüzü ak”, “alnı ak” ve “yüzünü ağartmak” deyimlri bu rengin Türk manevi ve milli hayatında kazanmış olduğu adalet, doğruluk, haklılık ve yücelik anlamları ile bağlı bulunmaktadır.
_________________________________________
1 Kaşgarlı Mahmut, Divan ü Lügat-it Türk, çev: Besim Atalay, 4 Cilt, Ankara: 1941,I, 81
2 Kaşgarlı, I, 1343
3 A. İnan, Makaleler ve İncelemeler, I, Ankara: 1968, I, 412, 419
4 B.Ögel, Türk Mitolojisi, Ankara: 1971, I, 430
5 A.İnan, Makaleler ve İncelemeler, I, 441
6 W.Radloff, Sibirya’dan, çev: A.Temir, İstanbul: 1951, I, 403; II, 8
7 B.Ögel, Türk Mitolojisi, I, 316,87; II, 228, 430
8 B.Ögel, I, 513
9 A.İnan, Makaleler ve İncelemeler, I, 380
10 M. Kafalı, Altınordu Hanlığı’nın Kuruluş ve Yükseliş Devirleri, İstanbul: 1976, 33
11 M.Ergin, Dede Korkut Kitabı, Ankara: 1968, 78, 188
12 A.İnan, Makaleler ve İncelemeler, II, 251
13 M.Ergin, 249
14 A.Çay, Hıdırellez: Kültür ve Bahar Bayramı, Ankara: 1990, 10
15 B.Ögel, Türk Mitolojisi, I, 530
16 A.İnan, I, 117
17 Oğuz Kağan Destanı, Neşr: W.Bang-R:R.Arat, İstanbul: 1936, 12
18 Kaşgarlı, I, 81
19 Kaşgarlı, I, 304
20 Kitabeler, I, Doğu, 8; II, Doğu, 8
21 Şine-Usu, Doğu, 10
22 Kutadgu Bilig, Neşr: R.R.Arat, Ankara: 1947, 2080-4239. beyitler
23 F.Sümer, Oğuzlara Ait Destanî Mahiyette Eserler, DTCF Dergisi, XVIII, 1961, 481
24 Kutadgu Bilig, 5574- 5577. beyitler
25 B.Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, 9 Cilt, Ankara: 1984, VI, 377
26 B.Ögel, Türk Mitolojisi, I, 555
27 B.Öğel, Türk Kültür Tarihine Giriş, VI, 33, 34, 77
28 F.Köprülü, “Bayrak”, İA, II, 415
29 A.İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara: 1954, 197
30 B.Ögel, Türk Mitolojisi, I, 288
31 A.V.Gabain, Renklerin Sembolik Anlamları, çev: S.Tezcan, Türkoloji Dergisi, 3/1, Ankara: 1968, 109
32 B.Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, VI, 176
33 A.V.Gabain, 110
34 N.Diyarbekirli, Hun sanatı, İstanbul: 1972, 64



















